<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Amed Gündem | Diyarbakır Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.amedgundem.com.tr</link>
    <description>Amed haberleri ile ilgili son dakika gelişmeleri, en sıcak haberler ve geçmişten bugüne tüm detayları Amed Gündem sayfasından takip edebilirsiniz.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.amedgundem.com.tr/rss/analiz" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Amed Gündem © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 31 May 2026 16:03:48 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/rss/analiz"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da Hafta Sonu Planı Olanlar Dikkat! Yağışlar Geliyor]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/diyarbakirda-hafta-sonu-plani-olanlar-dikkat-yagislar-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/diyarbakirda-hafta-sonu-plani-olanlar-dikkat-yagislar-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’da hafta sonuna doğru yağışlı ve serin hava etkisini artıracak. Uzmanlar, özellikle hafta sonu için vatandaşları dikkatli olmaya çağırıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır’da önümüzdeki günlerde hava sıcaklıklarının mevsim normallerinde seyretmesi beklenirken, hafta sonuna doğru yağışlı hava etkisini artıracak. Meteoroloji tahminlerine göre kentte hafta başında sıcaklıklar yeniden yükselişe geçecek.</p>

<p>Perşembe günü (5 Şubat) Diyarbakır’da sisli bir hava hakim olacak. Günün en düşük sıcaklığı -2 derece, en yüksek sıcaklığı ise 10 derece olarak tahmin ediliyor. Nem oranının yüzde 46 ile 80 arasında değişmesi beklenirken, rüzgâr saatte 9 kilometre hızla esecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cuma günü (6 Şubat) kent genelinde yağmur bekleniyor. Hava sıcaklıkları 0 ile 11 derece arasında seyredecek. Nem oranının yüzde 94’e kadar çıkacağı öngörülürken, rüzgârın hızının 10 km/saat olacağı tahmin ediliyor.</p>

<p><img alt="Diyarbakirda Saganak Caddeler Suyla Doldu Agac Dallari Araclarin Uzerine Dustu2" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://amedgundemcomtr.teimg.com/amedgundem-com-tr/uploads/2026/02/diyarbakirda-saganak-caddeler-suyla-doldu-agac-dallari-araclarin-uzerine-dustu2.webp" width="1280" /></p>

<p><strong>Hafta Sonu Nasıl Olacak?</strong></p>

<p>Cumartesi günü (7 Şubat) yağışlı hava etkisini sürdürecek. Sıcaklıkların 5 ile 8 derece arasında olacağı günde, nem oranının yüksek seyretmesi bekleniyor. Rüzgâr ise saatte 6 kilometre hızla esecek.</p>

<p>Pazar günü (8 Şubat) yağmur yer yer etkili olacak. Günün en düşük sıcaklığı 5, en yüksek sıcaklığı ise 12 derece olacak. Rüzgâr hızının 13 km/saate kadar çıkması öngörülüyor.</p>

<p>Hafta başında pazartesi günü (9 Şubat) ise yağış beklenmezken, bulutlu bir hava öne çıkacak. Sıcaklıkların artarak 5 ile 14 derece arasında seyretmesi bekleniyor. Rüzgârın hızı ise 14 km/saat civarında olacak.</p>

<p>Yetkililer, özellikle hafta sonu beklenen yağışlar nedeniyle sürücüler başta olmak üzere vatandaşların tedbirli olması gerektiğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ, DİYARBAKIR</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/diyarbakirda-hafta-sonu-plani-olanlar-dikkat-yagislar-geliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2026/02/diyarbakirda-hafta-sonu-plani-olanlar-dikkat-yagislar-geliyor.jpg" type="image/jpeg" length="10396"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Kıble Mescidi"nin ateşe verilmesi unutulmadı]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/kible-mescidinin-atese-verilmesi-unutulmadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/kible-mescidinin-atese-verilmesi-unutulmadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyonist işgal rejiminin 1948'den bu yana uyguladığı kültürel soykırımın en ağır sonuçlarından olan 21 Ağustos 1969'daki Kıble Mescidi saldırısında, Kudüs fatihi Selahaddin-i Eyyubi'nin hediye ettiği tarihi minber küle dönmüştü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Siyonist işgal rejimi, 1948'den beri Kudüs şehrinin İslami medeniyet kimliğini ortadan kaldırmak amacıyla planlı bir şekilde kültürel soykırım uyguluyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu kültürel soykırımın en acı vereni 21 Ağustos 1969'da Kıble Mescidi'nde yaşandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">O gün, Avustralyalı haçlı siyonist Dennis Michael Rohan, Gavanime Kapısı'ndan Mescid-i Aksa'ya baskın düzenledi ve Mescid-i Aksa'daki Kıble Mescidini ateşe verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Tarihi minber başta olmak üzere birçok önemli eşya küle döndü</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saldırıda, Mescid-i Aksa'nın güney cephesinde yer alan mescidin doğu kanadında, Mescid-i Aksa'nın cephelerinde, çatısında, nadide halıları, süslemeleri, Kur'an-ı Kerim, mobilya ve tüm unsurlarında yangın çıktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yangında Müslüman dünyasını üzen en önemli olay ise Nureddin Zengi tarafından yaptırılan ve Selahaddin-i Eyyubi'nin, Kudüs'ü Haçlılardan geri aldığı 1187'den sonra hediye ettiği tarihi minberin küle dönmesi oldu.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saldırgan, son derece yanıcı maddeleri Kıble Mescidinin içine ve dışına dökerek büyük bir yangına neden olmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>İşgalci rejim yangının büyümesine neden oldu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yangını büyük bir sevinçle karşılayan azgın siyonist işgalciler, bununla da yetinmeyerek Kıble mescidi ve çevresindeki suyu kesmiş, itfaiye araçlarını bölgeye sevk etmede ağır davranmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşgalcilerin bu tavrına karşılık tarihi mirasa sahip çıkmak isteyen Filistinliler, büyük bir özveriyle Mescid-i Aksa'nın kuyularından topladıkları su ile ateşe söndürmeye çalıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">O dönem 8 yaşında olan ve yangına şahit olan Osman Al Hallabi, işgalcilerin eski yöntemlerle yangını sözde söndürmeye çalıştığını, ancak bunun yangının daha da büyümesine neden olduğuna dikkat çekmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Her ne kadar işgalci rejim, yangının elektrik devresinden çıktığı yalanını uydursa da Arap mühendisler yangının kasıtlı olarak çıkarıldığını belgeledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Daha sonra yangının Avustralyalı haçlı siyonist Dennis Michael Rohan tarafından çıkarıldığı ortaya çıktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Avustralya vatandaşı bir Hristiyan olan Rohan, yaklaşık 4 aydır Netanya yakınlarında Komünizme dayalı bir yaşam sürülen Yahudi köyü Kibbutzta'da yaşıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yangına neden olan saldırgan "akli dengesi yerinde olmadığı" yalanıyla serbest bırakıldı</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Rohan, ilk ifadesinde Kıble Mescidi’ni kendisinin ateşe verdiğini itiraf etmiş, “Tanrı’dan emir aldığını” ve “Mesih’in gelişini hızlandırmak için” yangını başlattığı yönünde akla ziyan ifadeler kullanmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Rohan, olaydan iki hafta önce benzer bir kundaklama girişiminde bulunduğunu da itiraf etti. Bir süre gözetim altında tutulan Rohan, "akli dengesinin yerinde olmadığı" yalanının uydurulmasının ardından ülkesi Avustralya’ya geri gönderildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>BM Güvenlik Konseyi işgal rejimini kınayan bir karar aldı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yangın daha sonra uluslararası bir tepkilere yol açtı. Tepkilerin ardından toplanan BM Güvenlik Konseyi, 1969 tarihli 271 sayılı kararla 11 ülkenin lehte kullandığı oy ile işgalci rejimi kınadı. Kudüs’ün konumunu değiştirme girişimleri de dâhil olmak üzere işgalcilerin aldığı tüm tedbirleri iptal etmeye çağrıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kararda; işgalci rejimin hamisi ABD başta olmak üzere 4 ülke çekimser oy verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kararda Güvenlik Konseyi “İsrail’in işgalci askerleri tarafından 21 Ağustos 1969 günü Mescid-i Aksa'da çıkarılan yangının verdiği büyük zarardan dolayı üzüntü duymakta ve bu zarar neticesinde insanlık kültürünün maruz kaldığı kaybın boyutunu idrak etmektedir” denilmekteydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Yangının ardından İslam dünyasından tepkiler</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Öte yandan bu olay, Arap devletleri ve Müslümanlar arasında son derece büyük öfkeye neden oldu. Müslüman ülkelerin liderleri Fas'ın başkenti Rabat'ta 25 Eylül 1969 günü toplandı. Toplantıda daha sonra İslam İşbirliği Örgütü olarak isimlendirilecek olan İslam Konferansı Örgütü'nün kurulmasına karar verildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İslam ülkeleri daha sonra 1976'da Kudüs Fonu'nu kurmuş, bir sonraki yıl da Fas Kralı II. Hasan'ın başkanlığında "Kudüs şehrini ve İslami kutsallarını işgalci rejim tarafından uygulanan Yahudileştirme politikalarına karşı korumak" için Kudüs Komitesi kurulmuştur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Tepkilerin arkası gelmedi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşgalci rejim, Arapların ve Müslümanların duyduğu öfkenin "varlığına yönelik bir tehdide" dönüşmesini beklemiş, ancak tepkiler; yapılan mitingler, kınama açıklamaları ve İslam konferansı örgütünün teşkil edilmesinden öteye geçmedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Nitekim, işgalci rejiminin o dönemki kadın başbakanı Golda Meir, yangının ardından yaptığı açıklamada, "O gece sabaha kadar uyuyamadım. Zannediyordum ki Müslümanlar dört bir taraftan israile girecekler. Lakin sabah oldu ve korkulan olmadı. İşte o zaman idrak ettim ki biz dilediğimizi yapabiliriz, zira bu ümmet uyuyan bir ümmettir." ifadelerini kullanmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Restorasyon</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Restorasyon Kıble Mescidi'nin yangınından bir yıl sonra, Mescid-i Aksa İmar Komisyonu kurularak başladı. Nureddin Zengi minberi yerine demir bir minber konuldu ve restorasyon çalışmaları 1986'ya kadar devam etti. Sonra caminin güney tarafında namaz kılınmaya başlandı. Demir Minber, 2006'ya kadar hizmet etti, yanmış minberin benzeri birçok İslam ülkesinin katkısıyla Amman Balga Üniversitesi'nde aynı boyutlarda hazırlandı, 2006 yılının sonunda Kıble Mescidi'ne konuldu. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/kible-mescidinin-atese-verilmesi-unutulmadi</guid>
      <pubDate>Wed, 21 Aug 2024 14:02:11 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/08/kible-mescidinin-atese-verilmesi-unutulmadi.jpg" type="image/jpeg" length="90869"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşgalden zafere Afganistan]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/isgalden-zafere-afganistan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/isgalden-zafere-afganistan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Afganistan, Jeostratejik konumu nedeniyle tarih boyunca imparatorlukların, yakın tarihte ise emperyalist devletlerin hedefinde olmuştur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zor iklim koşulları, dağlık ve engebeli coğrafi yapısının yetiştirdiği güçlü ve özgürlüğüne düşkün Afgan insanı, küresel güç olmak isteyen işgalci devletler karşısında direniş yolunu seçmiştir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hazreti Osman döneminden itibaren İslam ile tanışmaya başlayan Afgan halkı, zaman içerisinde İslam kültürünü fıtri yapısıyla mezcederek "mücahit bir toplum" inşa etmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünyanın en yüksek sıra dağlarından olan ve 800 kilometre boyunca uzanan Hindukuş, Büyük İskender, Sasaniler ve Moğollar gibi kendi zamanlarının büyük güçlerine karşı doğal set oluşturarak adeta Afgan halkına siper olmuştur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yakın tarihte ise Büyük Britanya İmparatorluğu, Sovyetler Birliği son olarak da ABD, Müslüman Afgan milleti karşısında hezimeti yaşamıştır.  Bu nedenledir ki Afganistan, Graveyard of Empires (İmparatorluklar mezarlığı) lakabıyla anılmıştır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sömürgeci anlayışa sahip SSCB ve ABD'nin peşi sıra Afganistan'ı işgaliyle ülke ağır darbeler almıştır. Bu süreçte milyonlarca insan katledilmiş ve sakat kalmıştır. Ülkenin alt ve üst yapısı tamamen çökmüş, Afganistan dünyanın en yoksul devletlerinden biri haline gelmiştir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Afganistan'a yönelik emperyalist emeller ve mücahit hareketlerin ortaya çıkışı </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Asya kıtasının kalbinde yer alan Afganistan Çin, Rusya, İran, Pakistan ve Orta Asya Türk devletlerinin arasında yer alıyor. Hint Alt Kıtası ve Orta Doğu açılan yolların kavşağında yer alan Afganistan, 19. Yüzyılda İngiltere'nin en önemli sömürgesi Hindistan'ın korunması için hayati bir öneme sahipti. Sıcak denizlere inme hayali içindeki Çarlık Rusya'ya karşı Afganistan'ı hakimiyeti altına almak için harekete geçen İngiltere, 1863 yılında Afganistan'ı işgal etti. İngiliz işgalindeki ülkede yaşanan iç savaş ve ayaklanmalar nedeniyle çok sayıda Müslüman hayatını kaybetti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İngiliz işgalindeki Afganistan'da bağımsızlık mücadelesi hiçbir zaman bitmedi. Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce Afganistan kralı olan Habibullah Han, İngiltere'den bağımsızlık talep eder, İngilizlerin buna karşı çıkması üzerine daha önceki savaşların bir devamı sayılan 3. İngiltere-Afganistan Savaşı yaşanır. Bu savaşta İngilizler yenilir ve 3 Haziran 1919 tarihinde yapılan anlaşma neticesinde İngiltere Afganistan'dan çekilir. Anlaşmanın yapıldığı gün Habibullah Han çadırında silahla vurularak öldürülmüş halde bulunur. Habibullah Han'ın yerine geçen oğlu Emanullah Han, İngiltere'nin Hindistan genel valisine mektup yazarak tek taraflı olarak Afganistan'ın bağımsızlığını ilan eder.  Bu durum üzerine Afganistan ile İngiltere arasından yeniden savaş meydana gelir. Bu savaşta da İngiliz ordusu Afganlara yenilir.  Böylelikle 8 Ağustos 1919 tarihinde yapılan Revalpindi Anlaşması ile Afganistan bağımsızlığını kazanır. Afganistan, halkının verdiği bağımsızlık savaşı ile işgalden kurtulan ilk Müslüman devlet olarak işgal altındaki diğer İslam ülkelerine örnek olur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Emanullah Han 1919'da yönetimin başına geçtikten sonra Ruslarla bir dostluk anlaşması yapılmış ve her iki devlet birbirlerinin hürriyetine ve haklarına saygılı olacaklarına dair söz vermişlerdir. Ancak Rusya kısa zamanda sözünden dönmüş ve anlaşmanın maddelerine aykırı hareket etmeye başlamıştır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Emanullah Han, Batı kültür ve sistemini çeşitli hile ve yutturmacalarla Afganistan'a taşımak isteyince Müslüman halk tepki göstermiş zamanla bu tepkilerin dozajı artarak kanlı isyanlara dönüşmüştür. Neticede Emanullah Han, yerine savunma bakanı Nadir Han'ı bırakarak İtalya'ya kaçmıştır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Nadir Han, İngilizlerin yardımıyla isyanları bastırmışsa da 1933'te öldürülmüş, yerine oğlu Zahir Şah getirilmiştir. 1933'ten 1973'e kadar 40 yıl sürekli padişahlık yapan Zahir Şah, başbakanı olan ve Ruslarla çok iyi anlaşabilen kayınpederi Davut Han tarafından kansız bir darbeyle tahtan indirilerek İtalya'ya sürgün edilmiştir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ülkeye cumhuriyet rejimini getirdiğini iddia eden Davud Han, kendisini ülkenin hem başbakanı hem de cumhurbaşkanı olarak ilan etmiştir. Ancak bu hükümdarlığı uzun sürmemiş, 1978'de demokratlar olduklarını söyleyen bir grup tarafından ihtilal yapılmış ve Davut Han ailesiyle birlikte tevkif edilerek idam edilmiştir. Yeni demokratik Afganistan Cumhuriyetine sahip olan ihtilal konseyi arasında görev bölümü yapılarak Muhammed Nur Terakki ihtilal konseyinin başına getirilmiştir. Bu darbe konseyi, Hafız Âmin, Babrak Karmal ve General Abdulkadir gibi üyelerden oluşuyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İktidar hırsından dolayı kendi aralarında dahi anlaşamayan bu üç isim, gün geçtikçe halka yönelik baskı ve zulümlerini artırıyor ve ülkeyi Rusların kontrolüne sokmak istiyorlardı. Olup biteni sessizce izleyen ve içine sindiremeyen Müslüman halk, gizli gizli örgütlenmeye başlayarak cihada hazırlanıyordu. Aslında Müslümanların cihat faaliyetleri yeni değildi, Zahir Şah döneminde başlamıştı ancak o yılarda yapılan cihat kalem ve irşattan ibaretti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sovyetler Birliği işgali ve mücahitlerin direnişi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1978'lere gelindiğinde mücahitler daha da güç kazanmış ve artık varlıkları herkes tarafından bilinmeye başlanmıştı. Ayrı ayrı guruplar halinde çalışan mücahitler, 1979 Mart'ında 28 eyaleti ele geçirmişti. Bu dağınıklığın kayıplarını gören İslâmî hareketler 1979 Ağustos'unda bir araya gelip 'İslâm Birliği'ni oluşturarak çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Yapılan bu anlaşmayı tehdit olarak gören Rusya, uzman ve müşavir adıyla Rus asker ve subayları yavaş yavaş Afganistan'a yerleştirmeye başlamıştır. 1979 Eylül'ünde Hafız Âmin bir darbeyle Terakki'yi öldürmüştür. Amin'in izlemiş olduğu politika, mücahitlere karşı son derece yumuşak davranarak İslâmî yönelimi önlemeye çalışmak olmuş ancak çıkarmış olduğu genel afla bile bunu sağlayamamıştır. Bir taraftan halk cepheye koşarken diğer taraftan ordudan subay ve askerler kitleler halinde mücahitlere katılmışlardır. </span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Olaylara daha fazla seyirci kalamayan Sovyetler Birliği, 24 Aralık 1979'da Afgan yönetimine resmen el koyarak Amin'i öldürtmüştür. Babrak Karmal ülkede bulunmamasına rağmen 1 Ocak 1980'de devrim konseyine getirilmiş, Moskova'dan dönünce de Sovyetler tarafından kurulan yönetimin başına getirilmiştir. Böylelikle Sovyetler, Afganistan'ı resmen işgal etmeye başlamıştır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ruslar Afganistan'da 10 yıl boyunca 100 binden fazla asker bulundurdu, içerdeki yerli işbirlikçileriyle mücahitlere karşı koyma ve halkın desteğini alma konusunda başarılı olamadılar. Hükümet şehir merkezlerinde hâkimiyet sağlarken, mücahitler kırsal kesimde hâkimiyet sağladı. Komünist yönetime karşı güç yetiremeyen birçok İslâmî grup İran, Pakistan ve çevre İslâm ülkelerine gidip daha önce oralara göç etmiş Afganlılardan destek aldılar. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gorbaçov'un deyimiyle Afganistan Ruslar için "kanayan yara" olmuştur. Afgan mücahitlerine karşı hezimete uğrayan SSCB, 1986'dan itibaren yenilmez ordu diye anılan Kızıl Orduyu geri çekmeye başladı. Kızıl Ordunun geri çekilmesinden sonra Babrak Karmal indirildi ve yerine Muhammed Necibullah getirildi. Nihayet Ruslar bu yöntemlerin hiçbirinin işe yaramadığını gördü. Afganistan'ın Kabil vilayeti dışında bütün bölgelerin mücahitlerin kontrolüne geçtiğini görünce Mayıs 1988 tarihinde geri çekilme kararı alarak askerlerini geri çekmeye başladı. Necibullah, mücahitlerle uzlaşma yoluna gitmeye çalıştıysa da mücahitler anlaşmayı kabul etmediler. Necibullah'ın en önemli komutanı olan Özbek asıllı Raşid Dostum, Cemiyet-i İslâmînin silahlı kanat lideri Ahmed Şah Mesud'la anlaştıktan sonra Mücahitler 17 Nisan'da Kabil'i ele geçirdi. Böylelikle Afganistan'da 24 Mayıs 1979'da başlayan SSCB işgali 17 Mayıs 1992'de fiilen sona ermiş oldu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sovyetler Birliği 1989 yılında Afganistan'da çekilmesine rağmen Rusların desteklediği Necibullah, 1992 yılına kadar Kabil'deki hükümetin başında kalmayı başardı. Afganistan'ın başkenti Kabil'in mücahitler tarafından ele geçirilmesi ile birlikte Afganistan'ın yönetimi tamamen mücahitlerin eline geçti. Mücahit gruplar tarafından Burhaneddin Rabbani Cumhurbaşkanlığı görevine getirildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Afganistan işgaline karşı farklı cephelerde savaşan farklı etnik grup ve mezhebe mensup mücahitlerin yeni dönemde aralarındaki ihtilaf ve mevzi kapma mücadelesi ülkede yeni bir iç savaşa neden oldu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peşaver Antlaşması ile kurulan yeni geçici hükümet, SSCB ile savaşan en büyük mücahit gruplardan Hizbi İslami tarafından tanınmadı. Afganistan'daki kurumlar henüz işlevsel hale gelmeden başlayan iç çatışmalar ülkede yıkım üstüne yıkım yaşanmasına neden oldu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Afganistan'daki iç çatışmalar 1996 yılında Taliban'ın Afganistan yönetimini ele alıncaya kadar devam etti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Taliban Hareketinin ortaya çıkışı ve iktidar oluşu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Afganistan'da iç çatışmalar devam ederken 1994'te Peştunların yoğun olarak yaşadığı Kandahar bölgesinde Diyobend Medresesi'ne bağlı Molla Muhammed Ömer liderliğinde medrese öğrencileri Taliban Hareketini kurdu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çatışmalardan bıkan halk, yeni ortaya çıkan Taliban'a ilgi gösterdi. Kısa süre içerisinde Pakistan'da medreselerde eğitim gören çoğu Afganistanlı 15 bin öğrenci Taliban saflarına katıldı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Taliban yeni kurulan bir hareket olmasına rağmen çok hızlı bir şekilde büyüdü ve etkinlik alanını genişletti. 3 Kasım 1994 tarihinde saldırıya geçen Taliban, Kandahar vilayetini ele geçirdi. İlerleyişini sürdüren Taliban, Ocak 1995'e kadar 12 şehri ele geçirdi. Birçok kent savaşmadan Taliban'a teslim oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1995 yılının başlarında başkent Kabil'e yönelen Taliban Hareketi, başkenti ele geçiremedi. 5 Eylül'de Taliban, Afganistan'ın önemli kentlerinden olan Herat'ı ele geçirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Taliban'ın ülke genelinde ilerleyişi devam ederken eski mücahit komutanlarından olan Ahmet Şah Mesut, 26 Eylül'de Kabil'deki birliklerini geri çekti. Taliban 27 Eylül'de Afganistan'ın başkenti Kabil'i ele geçirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Taliban, başkent Kabil'i ele geçirdikten sonra Afganistan İslam Emirliği'ni ilan etti. Taliban, her ne kadar Kabil'i ele geçirse de bu dönemde ülkenin tamamına hâkim olamadı, ülkenin kuzeyi "Kuzey İttifakı"nın elinde kalmaya devam etti.   </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Molla Ömer'in liderliğinde kurulan yeni yönetim, Hanefi İslam hukuku ve Maturidi akaid usullerine göre bir yönetim modeli inşa etmeye çalıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1995 ile 2001 tarihleri arasında devam edem Birinci Taliban döneminde, İslam Emirliği'nin henüz devlet tecrübesine sahip olamaması ve Batılı medyanın olumsuz algı operasyonları nedeniyle dünya genelinde Taliban'a karşı bir kara propaganda başlatıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu dönemde de iç çatışmalar devam etti. 1998 yılına gelindiğinde ülke topraklarının yüzde 10'u hala Taliban'ın kontrolünde değildi. Ülkede tam bir hakimiyetin olmaması Taliban'ı sürekli bir silahlı çatışma zemininde tuttu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>11 Eylül olayları ve ABD'nin Afganistan'ı işgali</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2000 binli yıllara gelindiğinde başta ABD olmak üzere Batılı müttefikler, Taliban'ı El Kaide'ye destek vermekle suçlamaya başladı. ABD, 1998 yılında Kenya ve Tanzanya'da gerçekleşen saldırılarından El Kaide'yi sorumlu tutarak Taliban'dan Üsame Bin Ladin'i kendilerine teslim etmesini istedi. Taliban, ABD'nin bu isteğini reddetti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aralık 2000'de ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Taliban yönetiminin Üsame Bin Ladine sığınak sağladığını iddia ederek aldığı 1333 Sayılı Kararla Afganistan'a çeşitli yaptırımlar uyguladı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">11 Eylül 2001 tarihinde ABD'de kaçırılan 4 uçakla New York'taki Dünya Ticaret Merkezinin ikiz kuleleri ve Pentagon hedef alındı. Saldırılarda 2996 kişi öldürüldü. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Saldırılardan El Kaide'yi sorumlu tutan ABD, El Kaide'ye destek verdiğini iddia ederek Taliban yönetimindeki Afganistan'a savaş açtı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">7 Ekim'de ABD öncülüğündeki koalisyon uçakları Afganistan'ı bombalamaya başladı. Afganistan'daki Kuzey İttifakı'nın ve takımlar halinde ABD ve koalisyona dahil olan devletlerin askerlerinin de karadan yaptığı saldırıları sonucu ülke yeniden işgale uğradı. 13 Kasım'da Taliban'ın Kabil'den çekilmesiyle Afganistan'daki Taliban iktidarı resmen sona erdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Afganistan'ın ABD tarafından işgalinin ardından yeni yönetimin başına Hamid Karzai getirildi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Taliban'ın yeniden güç kazanması ve zafere giden süreç </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ABD öncülüğündeki koalisyonun ve Kuzey İttifakı'nın saldırıları ile yönetimi bırakmak zorunda kalan Taliban, emperyalizme karşı asıl ve kurumsal mücadelesini yeni dönemde verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Afganistan'ın Sovyetler Birliği işgaline karşı çeşitli mücahit gruplar farklı bölgelerde mücadele ederken ABD işgaline karşı direnişi tek başına Taliban gerçekleştirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1994 yılında Taliban hareketi kurulduktan sonra nasıl hızlı bir şekilde etkin olmuşsa ABD işgaliyle ağır darbe alan Taliban aynı hızda toparlanarak mücadele sahasına geri döndü.  </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mayıs 2003'te Taliban hareketi, işgalci ABD'yi Afganistan topraklarından kovmak için savaşa hazır oldukları mesajını verdi. 2004 yılında ise Taliban lideri Molla Muhammed Ömer, ABD'ye ve kuklalarına karşı cihad ilan ettiklerini duyurdu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İşbirlikçi hükümetin ve ülkede bulunan ABD askerlerinin Afgan halkına karşı olan sert tutumu, ülkede işgalcilere karşı öfkeyi büyütürken Taliban'a olan sempatiyi ise artırdı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">29 Mayıs 2006'da Kabil'de ABD askeri konvoyuna ait bir araç kontrolünü kaybederek on iki sivil araca çarpması sonucu bir kişi öldü ve altı kişi yaralandı. Çevredeki kalabalığın öfkelenmesiyle bütün gün süren ve 20 ölü, 160 yaralıyla sonuçlanan olaylar Afgan halkının ABD'ye olan tepkisinin tipik örneklerinden birini oluşturuyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Taliban mücahitlerinin işgalci ABD'ye karşı artan saldırıları karşısında dönemin ABD Başkanı Barack Obama, 2009 yılında Afganistan'daki işgalci asker sayısını 140 bine çıkardı. İlerleyen süreçte ABD'nin Afganistan'da asker sayısını artırmasının da kendilerine bir fayda sağlamadığı görüldü. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İşgalci ABD'nin tarihindeki en uzun savaş olarak kayıtlara geçen Afganistan işgalinin ABD'ye maliyeti yaklaşık 1 trilyon dolar oldu. Bu süre içerisinde resmi rakamlara göre 2 bin 300'den fazla işgalci asker öldürüldü. 2019 yılında açıklamada bulunan dönemin Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani, son 5 yılda 45 bin Afgan askerinin öldüğünü söylemişti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Taliban ile o günkü Afganistan hükümeti arasında müzakere çalışmaları 2011 yılında başlamış ancak herhangi bir mesafe katedilmemişti. 2016 yılında tekrar başlayan müzakerelerde Taliban, Afgan hükümetinden ziyade ABD'den tavizler koparmaya çalışmıştır. Taliban müzakerelerdeki önceliğini işgalci ABD askerlerinin Afganistan topraklarını terk etmesi üzerine yoğunlaştırmıştır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Obama'dan sonra ABD başkanı seçilen Donald Trump, Taliban ile müzakereleri yoğunlaştırmış nihayetinde Şubat 2020'de Taliban ile ABD arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Anlaşmaya göre Afganistan'da kalan ABD askerleri tamamen ülkeden çekilecekti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Taliban ile ABD arasında müzakereler devam ederken geniş halk desteği alan mücahitler, bir bir Afganistan vilayetlerini ele geçiriyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ocak 2021'de ABD başkanı seçilen Joe Biden da selefi Trump'ın yaptığı anlaşmanın arkasında olduğunu belirterek "Bir kuşak Amerikalıyı daha Afganistan'daki savaşa göndermeyeceğim" demişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Afganistan İslam Emirliği yeniden kuruldu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hem masa da hem de sahada etkili mücadele eden Taliban, Afganistan'ın önemli kentlerini ele geçirdikten sonra<strong> </strong>15<span style="color:#202122"> Ağustos 2021 tarihinde başkent Kâbil'e girdi. Taliban'ın başkente girişi ile kukla Cumhurbaşkanı Eşref Gani ülkeyi terk ederek Birleşik Arap Emirlikleri'ne sığındı.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#202122">İkinci kez Afganistan İslam Emirliğini ilan eden Taliban büyük mücadele ve bedellerin ardından 20 yıl sonra ABD'nin işgalini sona erdirerek büyük bir zafere imza attı. </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="color:#202122">Uzun yıllar mücadele, azim ve sabırla sürdürdüğü cihadı zaferle taçlandıran Müslüman Afgan halkının bir daha işgallerle mücadele etmek zorunda kalmamasını diliyoruz. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">                                                                                                                                               </span></span></p>

<p> </p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/isgalden-zafere-afganistan</guid>
      <pubDate>Fri, 16 Aug 2024 14:00:48 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/08/isgalden-zafere-afganistan.jpg" type="image/jpeg" length="79832"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Darbeci Sisi tarafından gerçekleştirilen Rabia Katliamı unutulmadı]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/darbeci-sisi-tarafindan-gerceklestirilen-rabia-katliami-unutulmadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/darbeci-sisi-tarafindan-gerceklestirilen-rabia-katliami-unutulmadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mısır'da darbeci Sisi komutasındaki ordu ve polisin, 14 Ağustos 2013'te gerçekleştirdiği Rabia Katliamı, hafızalardaki tazeliğini koruyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mısır'da Hüsnü Mübarek'in görevden ayrılmasının ardından geçici hükümet kuruldu, 28 Kasım 2011'de Halk Meclisi seçimleri yapıldı. Seçimlerde Müslüman Kardeşler'in siyasi kanadı olan Hürriyet ve Adalet Partisi oyların yüzde 47'sini aldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">508 sandalyeli Mısır Halk Meclisi'nde Müslüman Kardeşler 235 milletvekili kazandı. Müslüman Kardeşler'in siyasi kanadı olan Hürriyet ve Adalet Partisi'nin adayı Muhammed Mursi, 16-17 Haziran 2012'de yapılan Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise toplam oyların yüzde 51,73'ünü alarak seçimleri kazandı. Böylece 30 Haziran 2012 tarihinde göreve gelen Mursi, Mısır'ın beşinci ve seçilmiş ilk cumhurbaşkanı oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>İslami partilerin başarısı iç ve dış odakları rahatsız etti</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ordunun ve dış güçlerin tüm bölme ve yıpratma politikalarına rağmen İslâmî partiler seçimlerde büyük bir başarı kaydetti. İslâmî partilerin söz konusu başarıları neticesinde iç ve dış odaklar harekete geçti. Ordu, halkın tek yürek ve tek güç hâlinde bulunduğunu görünce bir süre arka plana çekildi. Ancak gizliden gizliye her oluşumun kendi isteklerini tetikleyerek bölünmelere yol açma girişimlerinde bulundu. Örneğin, devrim sürecinde ittifak halinde bulunan İslâmî oluşumlar arasında bir mücadele başladı. Mısır'da her şeyhin ya da âlimin bir siyasi parti kurması durumu ortaya çıktı. Bilhassa Mübarek döneminde partileşmelerine kesinlikle müsaade edilmeyen bazı grupların, İhvan-ı Müslimin'in önünü kapatmak için parti kurmalarına izin verildi, hatta teşvik edildi. Ordunun ekonomik kaynakları elinde bulundurmasının da avantajıyla çeşitli yapay krizler üretildi, Sina bölgesinde bazı oyunlar tezgâhlandı ve askerî müdahaleye zemin hazırlandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Mursi'yi zor günler bekliyordu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mursi'yi zor günler bekliyordu. Kimi zaman ona karşı protestolar düzenleniyor kimi zaman yargı tarafından yapacağı yenilikler engelleniyordu. Mursi, Yüksek Askeri Konseyi Başkanı Tantavi'nin artık emekli olması gerektiği yönünde karar aldığını açıkladı. 1 Aralık 2012'de iki aşamalı anayasa referandumuna gidildi. Referandum birinci kısımda yüzde 57, ikinci kısımda yüzde 64 "evet" oyuyla kabul edildi. Bu sonuçlarla birlikte Tahrir Meydanı, laik, seküler ve sosyalist protestocularla doldu. Ülkedeki tartışmaların ve protestoların artmasıyla beraber 1 Temmuz 2013'te Mısır Ordusu, Mursi'ye olayları çözmek için 48 saatlik süre verdi. 48 saatlik sürenin sonunda Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin görevden alındığı açıklandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Muhammed Mursi her destekten mahrum bırakıldı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi her ne kadar seçimlerde yüzde 52 oy almış olsa da sadece bir yıl görevde kalabildi. Görevde bulunduğu süre zarfında başta iktisadi ve siyasi olmak üzere hemen her destekten mahrum bırakıldı. Görevden uzaklaştırıldığı 3 Temmuz'dan aylar önce kamu kurum ve kuruluşları, yargı ve medya gibi çok sayıda alanda kendisine yönelik karşıt kampanyalar başladı. Ordu içinde ve emniyette kendisine destek verecek unsurların yeterince bulunmamasından hareketle iktidardan uzaklaştırıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Cumhurbaşkanı Mursi alınan kararı kabul etmediğini açıkladı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cumhurbaşkanı Mursi, yapılan hiçbir suçlama ve alınan kararı kabul etmediğini, sonuna kadar söylediklerinin ve yaptıklarının arkasında duracağını belirtti. Özgürlüğü belki de tüm umutlarını kaybedecek olan halk, Rabia meydanında büyük bir direnişe başladı. Protestoların başlamasıyla birlikte, Mısır Ordusu karşı saldırıya geçti. İlk olarak 8 Temmuz günü Kahire Cumhuriyet Muhafızları binası önünde oturma eylemi gerçekleştiren protestoculara silahla karşılık vererek 50'den fazla insanın katledilmesine sebep oldular. Ardından 17 Temmuz günü Rabia Camii'nin önünde bulunan darbe karşıtı 80 kişi saldırılarda hayatını kaybetti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Rabia Meydanı'nda katliam</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mısır ordusu 11 Ağustos'ta yapılan protestoların devam etmesiyle halka nota vererek tüm meydanların boşaltılmasını istedi. Halk darbeye karşı koymaya devam etti. Mısır Ordusu, 14 Ağustos günü halka tekrar saldırmaya başladı. Protestocuların çadırları, yaşadıkları alanlar, kullandıkları seyyar hastaneler ateşe verildi. Olağanüstü hal ilan eden askerler, katlettikleri insanların cesetlerini yok etmek için önce ezdiler sonra da yaktılar. Askerler muhaliflerin sığınmak için kullandıkları Rabia Camisi'ni yaktılar. Ardından içlerinde çocuk ve kadınların da bulunduğu 700 protestocu Kahire'deki Fetih Camii'nde bir gün boyunca esir kaldı. Rabia Meydanı direnişinde sayıları tam bilinmese de binlerce insan hayatını kaybetti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Katliamda Esma Biltaci de şehid oldu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yine olaylarda İhvan liderlerinden Muhammed Biltaci'nin 17 yaşındaki kızı Esma da keskin nişancılar tarafından katledildi. Şapkalı bir kişinin Esma'yı sarı çantayla işaretlediği, ardından keskin nişancının tetiğe basararak bölgeden uzaklaştığı anlar kameralara yansıdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Mısır'daki askeri darbeyi yapanlar dış ülkelerin desteğine sahipti</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mısır'daki askeri darbeyi yapanlar, Körfez ülkelerinin çoğunluğu, siyonist işgal rejimi ve Ürdün gibi ülkelerin desteğine sahipti. Bu yüzden darbe sonrası İhvan karşıtlığının özellikle Suudi ve BAE'de bölgesel politikaya dönüşmesi tesadüfi değildi. Katar ve Türkiye istisna edilecek olursa BM, AB, ABD ve genel olarak Batı, daha ilk günden Sisi yönetimini kabullenir açıklamalar yaptı. Mısır, bir yıllık sivil yönetimin ardından tekrar asker tarafından yönetilmeye başlandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Yargılamalar ve idamlar</strong></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">14 Ağustos 2013'ten bu yana en az 60 bin insanın zindanlara atıldığı ifade edildi. Yargılamalar günümüze kadar devam ediyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Görevden alınan Muhammed Mursi de Hamas lehine casusluk yapmak, İran'a ülkenin gizli belgelerini vermek ve İttihadiye Sarayı önünde göstericileri öldürmek bahaneleriyle suçlandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Mursi, gördüğü işkence ve sağlık şartlarının sağlanmaması nedeniyle 17 Haziran 2019'da mahkeme salonunda şehadete erişti. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/darbeci-sisi-tarafindan-gerceklestirilen-rabia-katliami-unutulmadi</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Aug 2024 13:00:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/08/darbeci-sisi-tarafindan-gerceklestirilen-rabia-katliami-unutulmadi.jpg" type="image/jpeg" length="21163"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çağdaş İslam düşüncesinin Bilge Kralı: Aliya İzzetbegoviç]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/cagdas-islam-dusuncesinin-bilge-krali-aliya-izzetbegovic</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/cagdas-islam-dusuncesinin-bilge-krali-aliya-izzetbegovic" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[​Yirminci yüzyılın sonlarında, mücadelesi ve entelektüel kimliği ile sadece İslam dünyasını değil, tüm dünyayı etkileyen Aliya İzzetbegoviç, doğumunun 99. yılında özlemle anılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Aliya İzzetbegoviç, 8 Ağustos 1925 yılında Bosna Hersek'in Bosanski Samaç kasabasında doğdu. Adını Osmanlı ordusunda subaylık yapan dedesi Aliya'dan aldı.  Çocukluk ve gençlik yıllarını Saraybosna'da geçirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İlk manevi eğitimini annesinden alan ve sabah namazlarında annesinin telkinleriyle gittiği Hadzijska camii imamı Mujezinoviç'in okuduğu Rahman suresi, Aliya'nın üzerinde ciddi bir etki bıraktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Komünist propagandanın etkisi altında 15 yaşlarında inanç yönünden gelgitler yaşasa da 17 yaşına geldiğinde artık aileden kalan değil, kendi fikir ve tercihleri ile gerçek dine dönüş yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İzzetbegoviç, bu dönemde sürekli okumayı tercih etti ve henüz 18-19 yaşlarında Avrupa Felsefesinin temel eserlerinden olan Bergson'nun "Yaratıcı Evrim ", Kant'ın "Saf Aklın Eleştirisi " ve Spengler'in "Batı'nın Çöküşü " adlı eserlerini okudu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Henüz lise yıllarında iken, 1940'lı yılların başında İslam'ı referans alarak kurulmuş olan Mladi Müslimani (Genç Müslümanlar) teşkilatına üye olması sebebiyle Aliya, 1946 yılında Tito yönetimi tarafından tutuklandı ve 3 yıl hapis yattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İzzetbegoviç, başladığı Ziraat Fakültesinde 3 yıl okuduktan sonra ayrıldı ve 1954 yılında kaydolduğu Hukuk Fakültesinden 1956 yılında mezun oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>İslam devleti kurmaya çalışmak suçlamasıyla hapse atıldı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1970 yılında yayınlanan ve 1983 Saraybosna davasında yargılanmasına sebep olan "İslam Deklarasyonu " adlı eseri, sadece bir ulusun ya da bir ülkenin problemlerinden ziyade, İslam dünyasının temel problemlerini ele alan bir eserdir. Bu eserinin ardından gençlik yıllarından yazmaya başladığı "Doğu ve Batı Arasında İslam" eseri, 1984 yılında yayımlandı. Eser, 20. yüzyıl düşünce dünyasında İslam'ın yerini değerlendirmeyi amaçladı. </span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yugoslavya hükümeti tarafından 23 Mart 1983 sabahı ikinci kez tutuklanan İzzetbegoviç, dava arkadaşlarıyla birlikte İslam devleti kurmaya çalışmak suçlamasıyla hapse atıldı. Dava sonucunda 14 yıl hapse mahkûm edilen İzzetbegoviç, hapiste mahkûmların öykülerini dinleyerek onlara yardımcı olmaya çalıştı. Bu durum onun farklı hayatları tanıma noktasında tecrübe ve hayata birçok pencereden bakabilme yeteneği kazanmasına vesile oldu. Hapishane şartlarında sürekli okumuş ve muhtelif konularda notlar almış, aldığı bu notlar 1999 yılında "Özgürlüğe Kaçışım " başlığı ile müstakil bir eser olarak yayımlanmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sonraki dönemlerde gerçekleşen ceza indirimleri ile İzzetbegoviç'in toplamda 5 yıl 8 aylık tutukluluk hali, 25 Kasım 1988 tarihinde sona erdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Müslümanların temsil sorunu yaşadığına şahitlik etti</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hapishane sonrası hayatının bir yılını dinlenerek, 10 yılını Cumhurbaşkanı olarak geçiren İzzetbegoviç, birlikte yaşama düşüncesine sahip olmasına rağmen Yugoslavya'nın parçalanmaya yüz tuttuğuna, bu siyasi tablo karşısında Müslümanların temsil sorunu yaşadığına ve çözülme içerisinde savrulduğuna şahitlik etti. Yakın arkadaşları ile yaptığı görüşmeler sonrasında Kasım 1989 yılında Yugoslavya'nın dağılmasından ziyade demokratik bir sisteme geçişini destekleyecek olan Demokratik Eylem Partisi'ni (Stranka Demokratske Akcija-SDA) kurdu. Çalışmalarına hızla başlayan parti, kuruluşundan tam bir yıl sonra Kasım 1990'da seçimlerden zaferle çıktı. Slovenya ve Hırvatistan'ın bağımsızlıklarını ilan etmesinden sonra Bosna Hersek referanduma gitti ve halkın onayıyla bağımsız bir devlet olarak tanındı. Hemen ardından Sırpların Boşnaklara karşı açmış olduğu savaşta Boşnak savunmasının liderliğini, aynı zamanda ülkenin cumhurbaşkanı olan İzzetbegoviç üstlendi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Savaşı büyük bir başarıyla yönetti</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dünya'nın en büyük 4. ordusuna karşı halkını silahlandırarak düzenli bir ordu oluşturan İzzetbegoviç, 1992-1995 yılları arasında süren savaşı hem cephede hem de diplomatik görüşmelerde yer alarak başarıyla yönetti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Savaşta Boşnaklar, başta Srebrenitsa olmak üzere birçok katliamlara ve tehcirlere maruz kaldı. 1995 yılına gelindiğinde Boşnaklar askeri anlamda toparlanmış ve Sırpları geri püskürtmeye başlamıştı. Aynı yılın kasım ayında İzzetbegoviç, daha fazla insanın kaybının önüne geçmek için adil olmayan antlaşma masasına oturma teklifini kabul etti ve Dayton Antlaşması'nı 21 Kasım 1995 tarihinde imzalamak zorunda kaldı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İzzetbegoviç, görevini 2000 yılına kadar sürdürdü, bu tarihte sağlık sorunları gerekçesiyle başkanlık görevinden ayrıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>"And olsun ki köle olmayacağız"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2003 yılına kadar ailesiyle birlikte mütevazı bir hayat süren İzzetbegoviç, 19 Ekim 2003 tarihinde vefat etti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Naaşı yüz binler eşliğinde Saraybosna'daki Kovaçi Şehitler mezarlığına defnedildi. Mezar taşının üzerinde, sloganlaşan bir sözü yer almaktadır: "And olsun ki köle olmayacağız"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Çağdaş düşünceleri</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Aliya, Batı coğrafyasında, bir Batı halkı içinde İslami bir hareket geliştirmiş ilk lider olup; ilmi, hikmeti ve liderliği ile dünyada "Bilge Kral" olarak tanındı. Bilgelik düşünce yönünü, Kral ise eylem ve mücadele tarafını ifade etmekteydi. O, İslam dünyasının ancak bir aydınlar topluluğu ile kalkınacağına inanmaktaydı. Ama onun tanımladığı şey önce düşünce üretimi, ardından da eylem ve pratikti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mücadelesi ve entelektüel kimliği ile sadece İslam dünyasını değil, tüm dünyayı etkileyen Aliya İzzetbegoviç, gerek düşünce adamlığı ve bilge kişiliği, gerek en vahşi savaş ortamında bile özgürlük savaşçılığı/ilkeli mücadelesi, gerekse de siyasi liderliği ve devlet adamlığıyla, İslam düşüncesini hem İslam dünyasında hem de evrensel ölçekte üretebilen bir şahsiyet oldu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Aliya, 3 boyutta ele alınabilir; Özgürlük Savaşçısı Aliya, Devlet adamı/Lider Aliya ve Düşünür Aliya. Ancak düşünürlük vasfı hepsinden daha büyük önem arz etmekteydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İzzetbegoviç, modern eğitim almış biri olup, klasik medreselerde yetişmemiş olmasına rağmen daima İslami oluşumlarla iç içe oldu. İslami kimliğin yok edilmeye çalışıldığı bir dönemde henüz 18 yaşında genç bir delikanlı iken, arkadaşlarıyla Milyeçka nehrinin kenarına oturur, özelde Bosna'nın genelde İslam dünyasının içinde bulunduğu hal-i pürmelalde, İslam medeniyetini yeniden diriltmenin hayallerini kurardı. Muhtemelen bu arayışlar olmasaydı, Sırplara karşı verilen o büyük mücadele verilemeyecekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Dengeli bir yolun yolcusu…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Her zaman dengeli bir yolun yolcusu olan Aliya, Batı ile ilişkilerin koparılarak tamamen reddedilmesi ile zaafın artacağını, bu medeniyeti her şeyi ile kabul etme durumunda ise kimliğin kaybedileceğini vurgulardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Aliya, dürüst fakat yetkin olmayan insanlarla yetkin olan ama dürüst olmayan insanlar arasında tercih söz konusu olduğunda ilkini önerirdi. Elbette ki "Dürüstlük bilgiden üstündür ama dürüst ve tembel olanları affedemem" derdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>"İslam sadece bir din değil aynı zamanda nizam ve ahlaktır"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Aliya, "Siyasi parti olmaksızın demokratik yollardan insanlara ulaşamazsınız" der, ona göre, hiçbir sistem kendiliğinden İslami veya gayri İslami değil, onu oluşturan insanlara göre şekillenirdi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Aliya, "Müslüman olarak yaşamak ve ayakta kalmak için bir toplum inşa etmek zorunludur. Tarihte hiçbir İslami hareket yoktur ki aynı zamanda siyasi de olmasın. Çünkü İslam sadece bir din değil aynı zamanda nizam ve ahlaktır." derdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>İslam devletini kurmaya yönelik bakışı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Batı tarafından sürekli suçlandığı "İslam devleti kurma" konusunda, "Açıkça konuşmak gerekirse, bir İslam cumhuriyeti kurmanın peşinde değiliz. Ancak dünyanın bu parçasında İslam'ın kurtulmasını istiyoruz." derdi. Ona göre İslami düzen ancak çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde olur. Bununla birlikte "Biz kendi devletimizi istiyoruz, çünkü devletsiz bir ulus, evsiz bir aileye benzer. Allah'ın izniyle kendi devletimizde yaşayacağız. Bir tek şey kesindir, devletimizde İslam'a hürmet edilecek." şeklinde bir teminatta bulunurdu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Önce İslami toplum, sonra da İslami iktidar…</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Onun düşüncesinde yol, iktidarı ele geçirmekten değil, insanları kazanmaktan geçmekteydi. "Önce İslami toplum, sonra da İslami iktidar. İslami iktidar olmadan İslami toplum tamamlanmamış ve güçsüzdür. İslami iktidar ise İslami toplum olmaksızın ya ütopya veya zulümdür." der.  Silahlı isyanın iktidar sahiplerinin işine geldiğini, önemli olanın sivil direniş olduğunu ifade ederdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ona göre, yeteri kadar ahlaki ve psikolojik açıdan hazırlanmadan ve lazım olan asgari yetişmiş kadro olmaksızın sadece şansın yaver gitmesi ile iktidarı ele geçirmek İslami devrim değil, darbedir. İktidar için geç kalmak da güçten yoksun kalmak ve iktidarın darbesine maruz kalmak demektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>İslam'ın ilerlemesini cesur ve isyankâr ruhlular gerçekleştirebilir</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Önemli problemlerden biri olan eğitim konusunda da itirazları vardır Bilge Kral'ın. Bir dostunun yazısını okur ve yazının tamamen çocuğun itaatkâr olması üzerine yazıldığını görür. Düşman vahşice saldırırken ve ezerken, gençliği bir sineği bile ezmeyen gençlik olarak eğitmenin yanlış olduğunu söyler. İdare etmek için değil idare edilmek üzere eğitilmesine itiraz eder. Karınca bile ezmeyenlerdir onlar! İslam'ın ilerlemesini teslimiyetçi kimseler değil, cesur ve isyankâr ruhlu kimselerin gerçekleştirebileceğini haykırır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>"Ey teslimiyet senin adın İslam'dır"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bilge Kral, İslam'ın kendisi için neyi ifade ettiğini şöyle anlatırdı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ben, bir Müslümanım ve öyle kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günlerime kadar da böyle hissedeceğim. Çünkü İslam, benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adıdır. İslam, dünyadaki Müslüman halklar için daha iyi bir gelecek vaadinin ya da umudunun onlar için onurlu ve özgür bir yaşamın, kısacası benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin adıdır. Ey teslimiyet senin adın İslam'dır. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>*Bu analiz, Dr. Sertaç Tekdal'ın Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM) için kaleme aldığı "Çağdaş İslam Düşüncesinin Bilge Kralı: Aliya İzzetbegoviç" isimli analizinden derlenmiştir.)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/cagdas-islam-dusuncesinin-bilge-krali-aliya-izzetbegovic</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Aug 2024 12:00:33 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/08/cagdas-islam-dusuncesinin-bilge-krali-aliya-izzetbegovic.jpg" type="image/jpeg" length="37150"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bangladeş'te İslâmî hareket ve partiler]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/bangladeste-islami-hareket-ve-partiler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/bangladeste-islami-hareket-ve-partiler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM), 170 milyonluk Güney Asya ülkesi Bangladeş'teki İslâmî hareket ve partilerin kuruluşları, mücadeleleri ve çalışma metotlarına dair analizinde, ülkedeki laik hükümetin Müslümanlara yönelik baskı ve zulümlerine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bangladeş'te 1 Temmuz 2024'te başlayan protestolar, ülke genelinde büyük bir halk hareketine dönüştü. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Halkın direnişine daha fazla dayanamayan İslam düşmanı Şeyh Hasina Vecid, dün (5 Ağustos) Hindistan'a kaçtı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">76 yaşındaki laiklik yanlısı Hasina, 170 milyonluk Güney Asya ülkesini 2009'dan beri baskı ve zulümle yönetiyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bangladeş Ordu Komutanı General Waker-Uz-Zaman, Başbakan Şeyh Hasina Vecid'in ülkeden kaçmasının ardından basına açıklama yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Waker-Uz-Zaman, "Tüm siyasi partilerle verimli bir görüşme gerçekleştirdikten sonra geçiş hükümeti kurmaya karar verdik." dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Öğrenci protestolarının liderleri de kurulacak geçici hükümete ilişkin açıklamada bulundu. Koordinatörlerden Nahid İslam, Bangladeş'te "faşist, diktatör ya da başka bir Şeyh Hasina'nın doğmaması için bir sistem kurmak istediklerini" dile getirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İslam, ordunun olağanüstü hâl ilan edip yeni hükümet kurmasını da kabul etmeyeceklerini vurguladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Ne oldu?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bangladeş'te 1971'deki Bağımsızlık Savaşı'nda görev alan kişilerin çocuklarına kamuda kontenjan ayrılması kararının ardından temmuz ortasında öğrencilerin başını çektiği protestolar başlamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Kamuda kontenjan" protestolarında hükümet tarafından suçlanan Cemaat-i İslami Partisi ve öğrenci kanadı Çatra Şibir'in yasaklanması üzerine öğrenciler, Başbakan Şeyh Hasina Vecid'in bu kararını "adaletsizlik" olarak nitelemiş ve sokaklara çıkmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1 Temmuz'da başlayan protestolar, ülke genelinde büyük bir halk hareketine dönüştü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Protestolar sırasında polis, ordu ve sınır güçlerinin eylemcilere yönelik sert müdahaleleri sonucu resmi kaynaklara göre 330, gayriresmi kaynaklara göre ise binden fazla kişi hayatını kaybetti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu gelişmelerin ardından, Şeyh Hasina hükümeti, daha önce yasakladığı Cemaat-i İslami ve İslami Çatra Şibir diye ifade edilen öğrencilerle masaya oturmak istediğini açıkladı ancak öğrenciler bu teklifi reddetti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ülkede protestolar tüm hızıyla devam etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Halkın direnişine daha fazla dayanamayan İslam düşmanı Şeyh Hasina Vecid, dün Hindistan'a kaçtı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Bangladeş'te İslâmî hareket ve partiler</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM), Bangladeş'teki halk hareketinden önce İslâmî hareket ve partilere dair bir analiz yayımlamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dr. Sertaç Tekdal tarafından kaleme alınan analizde, özetle şu ifadelere yer verilmişti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hindistanlı yazar Taj'ul İslâm Hashmi, "Bangladeş'te İslâm'ın Yeniden Dirilişi" adlı kitabında Bangladeş'te bulunan İslâmi grupları kategorize etmektedir: Kaderciler, Sufiler, Anglo Muhammediler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Kaderciler:</strong> Çoğunlukla ülkenin fakir kesiminden oluşmaktadır ve Ahiret Âlemi tasavvuruna sahiptirler. Bunlara Tebliğ Cemaati de denmektedir. Bunlar 1920'lerde Kuzey Hindistan'dan çıkmış olup, milyonlarca taraftarları mevcuttur. Pasifizm yanlısı olan bu hareket her yıl kış aylarında Dakka yakınlarında devasa toplantılar tertip etmekte ve hem Bangladeş hem de dışarıdan milyonlarca katılım gerçekleşmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Sufiler veya Pirler:</strong> Mistik İslâm'ı temsil etmekte olan bu grup, toplumun bütün sınıflarından insanların olduğu mürit ve şakirtlere sahip bazı tarikatlardan oluşmaktadır. Bunlar Cemaat-i İslâmi ve Tebliğ Cemaati ile farklı düşünce yapısına sahip olsalar da burada yer alan bazı pirlere saygı duyulmaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Anglo Muhammediler:</strong> İngilizleşmiş veya Batılılaşmış Müslümanlardan oluşan bu grup, İslâm ile Batı değerlerinin sentezini amaçlamaktadır. Bu grupta her tipten insanlar mevcut olup, inanç sahibi olanlar olduğu gibi, agnostik ve hatta ateist dahi olabilmektedirler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>CEMAAT-İ İSLÂMİ:</strong> Bangladeş'teki İslâmi cemaatlerin başta geleni Pakistan'daki Cemaat-i İslâmi'nin bir kolu ve Bangladeş'in en büyük İslâmi siyasi partisi olan Bangladeş Cemaat-i İslâmi'dir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cemaat-i İslâmi'nin Bengal bölgesindeki varlığı Bangladeş ulus-devletinin kuruluşundan daha kadimdir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cemaatin bölgedeki siyasi liderliğini uzun bir dönem boyunca İslâm dünyasının tanınmış aydınlarından Gulam Azam yapmıştır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cemaatin politikası, tıpkı Pakistan Cemaat-i İslâmi Partisi'nin arzuladığı gibi, şer'i bir hukuk sistemi ve İslâmi esaslara dayanan bir devlettir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cemaat-i İslâmi içinde yer alan Profesör Muhammed Enamul Hak ve eşi Ferdous (Firdevs) Jahan, kendileriyle yapılan bir röportajda şu ifadeleri kullanmaktadırlar: </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Cemaat-i İslâmi'nin üç maddelik bir dava programı, dört maddelik de bir teşkilatlanma programı var. Dava programındaki üç ana maddenin birincisi Allah'a kulluk ve Peygamberimizin hayatını anlatmak, ikincisi bunu kabul edenlerin hayatının terbiye edilmesi ve üçüncüsü ise bunlarla beraber yöneticileri terbiye etmektir. Teşkilatlanma programındaki dört maddenin ise birincisi davet ve tebliğ ile insanlara bu daveti ulaştırmak, ikincisi bu daveti kabul edenleri bir araya getirmek ve terbiye etmek, üçüncüsü toplumun ıslah edilmesi ve dördüncüsü 'İslah'ül Hükümah' yani mevcut hükümetin bütün birimlerinde yer alanların ıslah edilmesi. Cemaat-i İslâmi bunu demokratik yollarla yapmak için çalışıyor. Cemaat-i İslâmi içinde yer alan bir aktivistin 4 temel ameli vardır: 1. Davet ve tebliğ yapacak, 2. Ayda dört defa teşkilatın programlarına katılacak, 3. Kendi malından bir miktarı bu teşkilata bağış yapacak, 4. Günlük rapor tutacak. Bu günlük rapor sistemi Cemaat-i İslâmi hareketinin bilinçli bir Müslüman yetiştirmesinin temelini oluşturuyor. Bu raporda her gün manası ile Kur'an ve hadis okunması ve kişisel ahlaki gelişim üzerinde çeşitli çalışmaların kaydı tutuluyor."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1971 yılında Batı'nın da desteklediği iç savaş döneminde Cemaat-i İslâmi üyeleriyle birlikte dönemin İslâm alimleri ayrılmaya karşı durmuşlardı. O dönemin gazete ve dergilerinde yayınlanan meşhur sloganlarda Müslümanlar, "daha çok birlik olmak yerine niye daha ufak parçalara bölünüyoruz" diye sloganlarla ayrılmaya karşı durmuşlardır. Gulam Azam; "Eğer Hindistan'ın desteği ile bağımsızlığımızı kazanırsak ileride tamamen Hindistan tarafından yönetileceğiz." demiş ve bugün bu cümlesinin haklılığı tüm dünyaca görülmüştür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cemaat-i İslâmi, iç savaş sırasında ülkenin bağımsızlığına "Durum şimdikinden iyi olmaz, aksine daha da fakirleşiriz" diyerek karşı çıkmıştır. "Müslümanların birbiriyle savaşmasının haram olduğu" gerekçesiyle hem Pakistan'a hem de Bangladeş'e ciddi uyarılarda bulunmuştur. Ancak bağımsızlık karşıtı bir fikriyata sahip olmasına rağmen Cemaat-i İslâmi, Pakistan ordusunun yaptığı uygulamalara hiçbir zaman onay vermemiş ve karşı durmuştur. Bu doğrultuda Cemaat-i İslâmi'nin lider kadrosundan gençlik yapılanmasına kadar "silahlı faaliyetleri olmadığına dair" defalarca açıklamalar yapılmıştır. Nitekim Cemaati İslâmi kurulduğu günden bu yana hiçbir silahlı eylemin tarafı olmamış ve şiddete karşı mücadele etmiş bir parti olmasına rağmen Bangladeş'te siyasi iktidara hâkim laik grup tarafından baskı altında tutulmuştur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1980 yıllarından sonra baskılar gittikçe artarak işkenceler, hapse atılmalar ve parti üyelerinin evlerine yapılan polis baskınlarıyla artarak devam etmiş ve nihayetinde asılarak idam etme noktasına ulaşılmıştır. Bangladeş'in CHP'si olan iktidardaki Awami Partisi'nin lideri Şeyh Hasina daha önce birlikte hükümet kurduğunu unuttuğu Cemaat-i İslâmi Partisi'nin liderlerini 'vatana ihanet' iddiasıyla idama mahkûm etmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Awami Ligi'nin lideri Şeyh Hasina Vecid, bağımsızlık savaşında savaş suçu işleyenlerin yargılanması amacıyla 1973'te babası Mucibur Rahman tarafından çıkarılan Uluslararası Suçlar Mahkemesi Yasası'nda değişikliğe giderek oluşturduğu mahkemeye, bir zamanlar CHP zihniyetinde olduğu gibi, aynı ismi taşıyan Awami Ligi partisinde (Halk Partisi) daha önce görev almış kişileri atamış bu mahkemede tamamen siyasi kararlar alınmıştır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yargılama, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nde başlamış, Cemaat liderleri ve Bangladeş Milliyetçi Partisi'nin bazı parlamenterleri 'savaş suçu işlemek' iddiasıyla yargılanmıştır. Bu yargılamaların devam ettiği 1 Ağustos 2013'te Bangladeş Yüksek Mahkemesi, Cemaat-i İslâmi Partisi'ni kapatarak siyaset yasağı getirirken, ulusal ve uluslararası tüm tepkilere rağmen Partinin Genel Sekreter Yardımcısı Abdülkadir Molla, Aralık 2013'te idam edilmiştir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mahkemenin 90 yıl hapse mahkûm ettiği Cemaat-i İslâmi'nin 92 yaşındaki lideri Gulam Azam da 23 Ekim 2014'te hapishanede vefat etmiştir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Genel Sekreter Yardımcısı Muhammed Kamaruzzaman, 11 Nisan 2015'te; Cemaat-i İslâmi Genel Sekreteri Ali İhsan Mücahid ile Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP) Milletvekili Selahattin Kader Çovduri 22 Kasım 2015'te; Azzam'ın ardından partinin liderliğini üstlenen Motiur Rahman Nizami 10 Mayıs 2016'da ve Merkezi Yürütme Kurulu üyesi Mir Kasım Ali de 3 Eylül 2016'da idam edilmişlerdir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cemaat-i İslâmi, İslâmi bir yöne sahip olmasının yanı sıra siyasi olarak da hükümet tarafından rakip görüldüğü için Hasina hükümeti tarafından bölgeden uzaklaştırılmak istenmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cemaat-i İslâmi bölgenin DNA'larını oluşturuyor. Halkıyla iç içe, İslâmi hassasiyete sahip ve bu hassasiyeti de topluma ve siyasete yansıtmak isteyen bir partidir. Sadece siyasetle uğraşmıyor, eğitimle, halkın sosyal yapısıyla, ihtiyaç içinde olana yardım edilmesiyle bütüncül bir yapısı mevcuttur. Radikal Hinduların bu coğrafyada İslâm'ın bir alternatif olmaktan çıkması için Bangladeş'teki seküler siyasi iktidara lojistik destek sağladığı da ifade edilmektedir. 1971'deki iç savaş üzerinden başlatılan yargılamaların temel sebebinin de Cemaat-i İslâmi'yi zayıflatmak olduğu dile getirilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Bangladesh İslâmi Chhatra Shibir (Bangladeş İslâmi Öğrenci Organizasyonu): </strong>Cemaat-i İslâmi'nin öğrenci kanadı olan ve Shibir olarak bilinen bu hareket, en büyük öğrenci organizasyonu olup yaklaşık dört milyon öğrenciden oluşmaktadır. Binlerce öğrenci evi ve yetiştirme merkezlerine sahip olan organizasyonun temel amacı, genç öğrencilerin maneviyatını korumak olup maddi anlamda da yoksul öğrenciler için burs sağlamaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İç savaştan sonra 6 Şubat 1977 yılında Dakka Üniversitesi Merkez Camii'nde kurulmuştur. Birçok üniversite ve kolejde faaliyet yürütmektedir. Gençlerin erkek kanadı 'İslâmi chhatrashibir', kadın kanadı ise 'İslâmi chatrisanstha' olarak isimlendirilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cemaat-i İslâmi üyesi bilim adamı, hatip ve politikacı olan Delwar Hossein Sayeedi bu hareketin ana programını şöyle ifade etmektedir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1) İslâm'ın mesajını öğrencilere iletmek, İslâmi bilgi edinme ihtiyacını onlara ilham etmek ve tam bir İslâmi sorumluluk duygusunu uyandırmak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2) İslâmi yaşam biçiminin kurulması mücadelesinde yer almaya hazırlanan bu teşkilat içindeki öğrencileri organize etmek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">3) Gençlerin karakterlerinin İslâmi bilgi ile yoğrulması ve cehalete karşı meydan okuma cesaretine sahip olmaları ve İslâm'ın üstünlüğünün tam manasıyla ortaya konması için gerekli adımları atmak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">4) İdeal vatandaşların yetiştirilmesi amacıyla İslâmi değerler temelinde mevcut eğitim sistemini değiştirmek için mücadele etmek ve onların gerçek sorunlarını çözmelerinde öğrencilere liderlik etmek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">5) Ekonomik sömürü, siyasi baskılar ve kültürel köleliğin tüm formlarından insanların bertaraf edilebilmesi için İslâmi sosyal bir reform getirmek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sayeedi, hareketin sloganı ile ilgili olarak da şunları söylemektedir: "Bizim tercih ettiğimiz slogan "Bangladeş'in zenginleşmesi için dürüst, etkili ve yurtsever vatandaşlar yetiştirmek." Bunu seçme nedenimize gelince, bütün toplumlarda sanırım etkili ve dürüst adam çok nadirdir. Bir atasözümüz "Karakteri olmayan kariyerli bir adam, bir aslandan daha tehlikelidir" der. Eğer bir adam etkili olup da dürüst olmazsa insanlık için hiçbir şey yapamaz. Aynı şekilde bugünün dünyasında da gördüğümüz gibi bir adam dürüst olup aksiyoner olmadığında yine insanlık için hiçbir şey yapamaz. İşte malum sebep dolayısı ile bu sloganı seçtik ve yeni bir dünya düzeni kurmak için çalışıyoruz."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Hifazat el-İslâm: </strong>İslâm'ın hamiliği adıyla Allama Ahmad Şafi tarafından kurulan, medrese öğrenci ve öğretmenlerinden oluşan ve merkezi Chittagong olan bu hareket 2010 yılında kurulmuştur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kendilerini politik değil tamamen dini bir hareket olarak tanımlamakta olan bu hareketin temel talebi seküler kanunların iptal edilip İslâmi kanunların yürürlüğe konulmasıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu hareket, 5 Mayıs 2013 tarihinde dine hakaretin suç sayılması amacıyla yüz binlerin katılımıyla gerçekleştirdikleri bir protesto mitinginde hükümet tarafından hunharca bir katliama maruz bırakıldı. Onlarca kişi katledilirken, lideri de tutuklandı. Bütün medya miting alanından kovuldu ve en son cesetleri buldozer ile yerle bir edildi ve çöp toplama araçlarıyla toplatılarak, saklandı ve gömüldü. Bunları haber yapan Diganta TV kanalı ve İslâmic TV kanalının da yayın hakları ellerinden alınarak kapatıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bangladeş'te İslâm karşıtı blog ve internet sayfalarında İslâm'a ve Hazreti Muhammed'e hakaret içeren yazıların yayımlanması üzerine, İslâmi hareketler Hifazat el-İslâm adı altında bir çatı organizasyon kurarak söz konusu kişilerin kaldırılan 'İslâm karşıtlarının yargılanması' kanununa göre yargılanması için protestolar düzenlemekteydi. Protestoları düzenleyen Hifazat el-İslâm, İslâm karşıtı blogcuların yargılanmasını, anayasadan çıkartılan 'Allah'a iman ve güven' yasasının geri getirilmesini ayrıca daha önce sundukları bazı İslâmi taleplerin yerine getirilmesini istemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Bangladesh Khilafat Andolan (Bangladeş Hilafet Hareketi):</strong> Hafezzi Huzur tarafından 1981 yılında başkanlık seçimine aday olarak girdikten ve 3. olduktan sonra kuruldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bangladeş'te devletin yapısında İslâmi kanunların esas alınmasını, Kur'an ve Sünnete dayalı bir hükümet sisteminin tesis edilmesini istemektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>İslâmi Andolan Bangladesh (Bangladeş İslâmi Hareketi):</strong> Fazlul Karim tarafından 1987 yılında kurulun bu parti, İslâm'a yapılan hakaretlere karşı bazı yaptırımlar uygulanmasını talep etmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Parti çatısı altında Islami Shashantanra Chhatra Andolan adlı bir öğrenci organizasyonu da mevcuttur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Bangladesh Islami Front (Bangladeş İslâmi Cephe):</strong> Genel başkanlığını M.A Mannan'ın yürüttüğü bu parti, 1990 yılında kurulmuştur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Parti, sünni sufizm ve hukuk alanında faaliyet yürüten dört okula sahip olup aşırılığa karşı bir anlayışa sahip olduklarını iddia etmektedirler. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Bangladesh Khilafat Majlis (Bangladeş Hilafet Meclisi):</strong> İslâmi bir devlet kurmak için çalışan bu parti 1989 yılında Maulana Abdul Gaffar tarafından kuruldu. </span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cemaat-i İslâmi ile kıyaslandığında daha küçük bir parti olmasına rağmen takipçileri arasında eğitimli ve entelektüel Müslümanların daha yoğun olduğu bir parti durumundadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sonuç ve değerlendirme</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bangladeş, 170 milyonu aşan nüfusuyla hem ekonomik hem de siyasi anlamda birçok sıkıntı ve çalkantılar yaşamaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1971 yılında yaşanan bağımsızlık iç savaşı sonucu ülke, Pakistan'dan ayrılması ile birlikte, hiçbir zaman huzur ve refaha kavuşabilmiş değildir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hindistan'ın da kışkırtmaları sonucu gerçekleşen ayrılık süreci ile birlikte seküler ve laik bir azınlığın ülkeye hükmetmesi ve her geçen gün Hindistan'ın ülke üzerindeki etkisini arttırması, problemleri daha da derinleştirmektedir. Bu durumlar sonucunda ülkede muhaliflere yönelik baskılar her geçen gün artmakta, tutuklama, işkence ve idamlar birbirini izlemektedir. Ülkedeki en önemli muhalif hareket olan Cemaat-i İslâmi'ye yönelik hiçbir hukuki dayanağı olmayan bağımsızlık karşıtlığı suçlamaları, sürekli bir baskı aracına dönüşmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bangladeş'te Cemaat-i İslâmî karşıtlığı, uluslararası sistemin İslâm karşıtı girişimlerinin bir kesiti olarak düşünülmelidir. İslâm dünyasında hâlen iktidarda kalan nadir ulusalcı partilerden olan Awami Partisi, başta Hindistan olmak üzere dış destekle ayakta durmakta, Batı'nın "değerler bazında" müttefiki olarak görülmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ülkenin Pakistan'dan ayrılma mücadelesinde Cemaat-i İslâmi Müslümanların birliğini esas alarak parçalanmayı değil, bütün olmayı savunmuştur. Ülkeyi daha fazla Hindistan'ın etkisine sokacağı, ülkenin gelişimine olumsuz etki edeceği ve bu nedenle fayda yerine kesinlikle zarar getireceği düşüncesiyle ayrılığı desteklemediği gibi, hiçbir zaman Pakistan ordusunu da desteklememiş ve yapılan haksızlıkları eleştirmiştir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cemaat-i İslâmi'nin geniş potansiyeli ile siyaset alanında boy göstermesi sonucunda emperyalist güçler, yerli işbirlikçiler aracılığıyla hukuktan yoksun suçlama ve yargılamalarla Hint alt kıtasında büyük bir İslâmi hareketi durdurmak ve tasfiye etmek istemektedirler. Ulusalcı sosyalist parti Awami Partisi kullanılarak yapılan tüm baskı, sindirme ve idamların temel sebebi budur. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">(NOT: SDAM'ın analizi, laik rejimin 5 Ağustos 2024'te halk tarafından devrilmesinden önce yayımlanmıştır.) <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/bangladeste-islami-hareket-ve-partiler</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Aug 2024 17:25:49 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/08/bangladeste-islami-hareket-ve-partiler.jpg" type="image/jpeg" length="72573"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hiroşima'ya atom bombası atılmasının üzerinden 79 yıl geçti]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/hirosimaya-atom-bombasi-atilmasinin-uzerinden-79-yil-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/hirosimaya-atom-bombasi-atilmasinin-uzerinden-79-yil-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD, tarihin ilk atom bombasını 2. Dünya Savaşı'nda Japonya'nın Hiroşima kentine 6 Ağustos 1945'te attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bugün Amerika Birleşik Devletleri'nin 2. Dünya Savaşı sırasında Japonya'nın Hiroşima şehrine attığı atom bombasının 79'uncu yıl dönümü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Enola Gay adlı savaş uçağının attığı, Hiroşima'nın yüzde 70'ini yok eden uranyum katkılı ve yaklaşık 13 bin TNT (tri-nitro-toluen) kuvvetindeki atom bombası, atıldığı noktada 3 bin santigrat derece ısı oluştururken, 1,5 kilometre çapındaki alanda her yeri tamamen yok etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Atom bombası, ilk anda 80 bin, yılın sonuna dek ise 140 bin insanın ölümüne sebep oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çok sayıda kişi tıbbi destek alamadan ölürken, saldırı sonrasında Hiroşima'ya yardım götürmeye giden kişiler, saldırı sonrası oluşan radyoaktif yağmura maruz kalarak hayatını kaybetti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dönemin ABD Başkanı Harry Truman'ın verdiği kararla atılan bombanın; Japonya'ya karşı savaşın bir an evvel bitirilmesi ile devam eden Sovyet tehdidine karşı ABD'nin gövde gösterisi olduğu ifade edildi.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ABD, 1941 yılında Tennessee eyaletinde "Manhattan Projesi" adı altında atom bombası geliştirmeye başladı. Proje liderliğine ABD'li Robert Oppenheimer getirildi. New Mexico eyaletinde 1945'in temmuz ayında yapılan test denemesi başarıyla sonuçlandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">26 Temmuz 1945'de İngiltere, Çin ve ABD'nin "Potsdam Bildirisi" ile teslim olma çağrısı yaptığı Japonya, 28 Temmuz'da "şartsız teslim olmayacağını" açıkladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Japonya, 3 Ağustos'ta İttifak cephesine "anlaşmalı barış" teklifi yaptı ancak teklif kabul görmedi. Bunun ardından 6 Ağustos'ta Hiroşima'ya atom bombası atıldı. 9 Ağustos'ta da Nagazaki atom bombasıyla hedef alındı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dönemin Japonya İmparatoru Hirohito, 15 Ağustos'taki mesajında, "Savaşın Japon halkını mahvedeceğini" belirterek, ülkesinin "koşulsuz teslim olduğunu" ilan etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Atom bombası sonrası, ABD'liler ölü sayısının 117 bin, Japonlar ise yarım milyona yakın olduğunu açıkladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bombalar, "Hibakuşa" ismi verilen mağdurların vücudunda başta kanser olmak üzere tedavisi zor, şekil bozukluğu ve sakatlık gibi hastalıkların yanı sıra uzun süreli psikolojik çöküntülere neden oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2. Dünya Savaşı'nın kırılma noktası olan atom bombası, Japonya'nın teslim olmasını sebep oldu. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/hirosimaya-atom-bombasi-atilmasinin-uzerinden-79-yil-gecti</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Aug 2024 15:21:15 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/08/hirosimaya-atom-bombasi-atilmasinin-uzerinden-79-yil-gecti.jpg" type="image/jpeg" length="31827"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Medyada siyonist zorbalık: İşgal rejiminin medya üzerindeki etkisi]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/medyada-siyonist-zorbalik-isgal-rejiminin-medya-uzerindeki-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/medyada-siyonist-zorbalik-isgal-rejiminin-medya-uzerindeki-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İşgal rejiminin medya üzerindeki etkisi, Filistinlilerin yaşadığı mağduriyetleri gizlemekte ve dünyaya tek taraflı bir perspektiften aktarılmasına neden olmaktadır. Bu yazıda, işgal rejiminin medya üzerindeki etkisini sayısal verilerle inceleyerek, bu zorbalığın boyutlarını ve sonuçlarını ortaya koymaya çalışacağız.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">İşgal rejiminin Filistin'e yönelik saldırılarının veya direnişin operasyonlarının medyada yer alış biçimi; maalesef ki dengesizdir. 2020 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Amerikan ana akım medyasındaki haberlerin yüzde 70'inden fazlası işgal rejimi yanlısı bir dil kullanmaktadır. Filistinlilerin mağduriyetine dair haberler ise genellikle olayların arka planında kalmakta ve az yer almaktadır. 2019 yılında yapılan bir içerik analizi, ABC News ve NBC News gibi büyük Amerikan medya kuruluşlarının, haberlerinde, işgal yanlısı kaynaklara yüzde 60 oranında daha fazla yer verdiğini ortaya koymuştur. Filistinli kaynaklara ise sadece yüzde 15 oranında yer verilmiştir. 2020 yılında yapılan başka bir araştırmada ise New York Times ve Washington Post'un haberlerinde, işgal kaynaklarına yüzde 75 oranında daha fazla yer verdiğini ortaya koymuştur. Filistinli kaynaklara ise sadece yüzde 10 oranında yer verilmiştir. </span></span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/5b2d54a7-5ea2-4514-a7cc-ef7ff6a60d4a.jpg" style="height:910px; width:1366px" /></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Gazze ve Batı Şeria'daki haberciliğin zorlukları</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">İşgal rejimi; hakikatlere kör ve sağır Batı medyasının desteğini arkasına alırken, tüm saldırılara karşı görevini layığı ile yürütmeye çalışan basın mensuplarını da saldırılarında hedef haline getiriyor. İşgal rejimi; gazetecilerin kaleminden dökülen bir haber ve objektifinden yansıyan görüntünün atılan tonlarca bombadan çok daha etkili olduğunu bildiği için gazetecileri hedef haline getiriyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Gazze ve Batı Şeria'da çalışan gazeteciler, sık sık işgal rejiminin engellemeleriyle karşılaşmaktadır. 2021 yılında Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) tarafından yayımlanan raporda, Filistin'de görev yapan 430 gazetecinin işgal güçleri tarafından engellendiği, gözaltına alındığı veya fiziksel saldırıya uğradığı bildirilmiştir. Aynı yıl, 13 Filistinli gazeteci hayatını kaybetmiştir. Mayıs 2022'de, El Cezire muhabiri Shireen Abu Akleh, Batı Şeria'nın Cenin kentinde işgal çetelerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü. Abu Akleh, 25 yıldan fazla bir süre boyunca bölgedeki olayları dünya kamuoyuna aktarmıştı. Onun ölümü, gazetecilerin bölgedeki güvenliği konusunda ciddi endişelere yol açtı ve uluslararası tepki çekti.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">7 Ekim sonrasındaki sürece geldiğimizde ise işgal rejimi yaptığı soykırımda gazetecilerin üzerinde büyük harflerle "PRESS" yazılı yeleklerini görmezden gelerek uluslararası hukukta dokunulmaz olan gazetecileri öldürürken adeta 3 maymunu oynamıştır. Basın özgürlüğünü savunan bir vakıf olan Freedom Forum'a göre; İkinci Dünya Savaşı'nda 69, ABD'nin Vietnam'ı işgali sırasında 63, Kore Savaşı'nda ise 17 basın mensubu hayatını kaybetti. Şubat 2022'de başlayan ve halen devam devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı'nda ise şu ana kadar 17 gazeteci görevi başındayken öldürüldü. İşgal rejimi ise 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren bölgede mesleğini icra eden 200'e yakın basın mensubunu katletti. İşgal rejimi gazetecileri hedef haline getirerek bazen bir gazeteciyi katletmek için bir mahallenin tamamını bombaladı. </span></span></span></span>Koruyucu yelek, hakikatin aktarıcılarını korumaktan çok onları hedef almanın bir yolu haline geldi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/d3aa2667-d3da-4cbe-97b2-cf1bda2196eb.jpg" style="height:910px; width:1366px" /></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Sosyal medya ve sansür</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">İşgal rejimi, sosyal medya platformları üzerinde de önemli bir etkiye sahiptir. 2021 yılında Facebook, işgal rejiminin sözde baskıları sonucu Filistin yanlısı içeriklerin yüzde 35'ini sansürlemiştir. Aynı yıl, Instagram ve Twitter gibi platformlar da benzer oranlarda içerik kaldırma taleplerini yerine getirmiştir. Bu sansürler, Filistin yanlısı görüşlerin ve haberlerin geniş kitlelere ulaşmasını zorlaştırmaktadır. 2021 yılında, Şeyh Cerrah mahallesindeki Filistinli ailelerin zorla tahliye edilmesine karşı başlatılan #SaveSheikhJarrah kampanyası, sosyal medyada geniş yankı buldu. Ancak, Instagram ve Twitter'da bu etiketi kullanan birçok içerik kaldırıldı veya kısıtlandı. Özellikle işgal rejiminin 7 Ekim sonrası soykırıma varan saldırılarının pek çok sosyal medya platformunda gündem olarak öne çıkamadığını, sansürlendiğini görebiliyoruz. Özellikle Meta'nın en büyük 2 platformu olan Facebook ve Instagram'da, işgal rejiminin vahşeti ve zulmüne dair paylaşımlardan dolayı kullanıcıların hesaplarının askıya alınması, paylaşımların sansürlenmesi ve hatta tamamen kaldırılması gibi tutumlar bu düşünceyi güçlendiriyor. Bu konuda yayınlanan raporlar ve yapılan araştırmalar, Instagram ve Facebook'ta Filistin ile ilgili içeriklere uygulanan sansürün "sistemik ve küresel" olduğunu ortaya çıkardı. Ayrıca Meta'nın, anlaşma gereği doğrudan işgal rejiminin siber otoritesinden gelen "içerik kaldırma" taleplerini eksiksiz bir şekilde uyguladığı anlaşıldı. Meta'nın yanı sıra TikTok'un da işgal rejiminin sözde hükümeti adına içerik denetimi yaptığına ve sansür politikası uyguladığına dair raporlar yayınlandı. İşgal rejimi kaynaklı verilere göre Meta ve TikTok, Tel Aviv'den 8 binden fazla içeriğin kaldırılması için talep aldı ve bu içeriklerin yüzde 94'ünü kaldırdı. TikTok'un, özellikle Filistin'i destekleyen ve dünyada çeşitli ülkelerden "soykırım" etiketiyle paylaşılan video klipleri herhangi bir gerekçe olmadan kaldırdığı belirtiliyor. Filistin'deki insanlık dramına ve soykırıma dikkat çekmek amaçlı çeşitli ülkelerden yapılan paylaşımlar sansürleniyor. Bu paylaşımları yapan bazı kullanıcılar ise geçici olarak veya tamamen platformdan yasaklanıyor.</span></span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/3b1851df-600a-4e26-98ec-6e87289b1a29.jpg" style="height:910px; width:1366px" /></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Medyada çiftte standartlar</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">İşgal rejiminin saldırılarında, sıklıkla çiftte standartlar uygulamaktadır. 2021 yılında yapılan bir medya analizinde, İşgal rejiminin Gazze'ye yönelik hava saldırılarında 256 Filistinlinin öldüğü bildirilirken, bu olayların sadece yüzde 12'sinin Batı medyasında geniş yer bulduğu tespit edilmiştir. Aynı dönemde, direnişin işgal rejimine yönelik roket saldırıları ise yüzde 80 oranında daha fazla yer almıştır. BBC ve CNN gibi büyük haber kuruluşlarının bölgede yaşananları nasıl aktardığı üzerine yapılan bir araştırma, işgal rejimi saldırıları sırasında ölen Filistinli sivillerin haberlerde genellikle sayısal verilere indirgenerek aktarıldığını, ancak işgal bölgesinde gerçekleşen roket saldırılarının daha duygusal ve ayrıntılı bir şekilde sunulduğunu ortaya koymuştur. Yapılan bir içerik analizinde The Guardian ve The Independent gazetelerinin haberlerinde, işgal rejiminin kaynaklarına yüzde 55 oranında daha fazla yer verdiğini ortaya koymuştur. Filistinli kaynaklara ise sadece yüzde 20 oranında yer verilmiştir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Medya sahipliği ve etki</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Amerikan medyasındaki büyük kuruluşların sahiplik yapısı, işgal rejimi yanlısı haberlerin yaygınlaşmasında önemli bir faktördür. Örneğin, 2020 yılında yapılan bir araştırma, Amerikan medyasının yüzde 65'inin işgal rejimi yanlısı iş insanları tarafından kontrol edildiğini ortaya koymuştur. Bu sahiplik yapısı, haberlerin tarafsızlığını ve dengeyi olumsuz etkilemektedir. The New York Times ve The Washington Post gibi etkili Amerikan gazeteleri, sahiplik yapıları ve editoryal politikaları nedeniyle işgal rejimi yanlısı bir tutum sergilemekle eleştirilmektedir. Rupert Murdoch'un sahibi olduğu News Corporation, Fox News gibi etkili medya kuruluşlarını içermektedir. Murdoch'un işgal rejimi yanlısı tutumu, bu medya kuruluşlarının haberlerinde belirgin bir şekilde hissedilmektedir. Fox News'in haberlerinde, işgal yanlısı bakış açısı sıkça vurgulanmaktadır. BBC, Washington Post, Deutsche Welle gibi önemli yayın kuruluşları çalışanlarına "Filistin diye bir devlet yok, 'Filistin ve Filistin devleti' tabirini kullanmayın" şeklinde brifing verdiği ortaya çıkmıştı. </span></span></span></span></p>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/34a686cc-ec69-4adf-97c7-2fefca759cd5.jpg" style="height:648px; width:1110px" /></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">İşgal rejiminin medya stratejileri</span></span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">İşgal rejimi, medya üzerindeki etkisini artırmak için çeşitli stratejiler kullanmaktadır. 2021 yılında, işgal rejiminin sözde Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen projeler aracılığıyla dünya genelinde 1.000'den fazla gazeteciye işgal rejimi yanlısı eğitimler verilmiştir. Bu eğitimler, gazetecilerin bölgeyi nasıl raporladıklarını doğrudan etkilemektedir. İşgal rejiminin Hasbara (propaganda) programı, dünya genelinde işgal rejimi yanlısı anlatılar oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu program kapsamında, yabancı gazeteciler işgal edilen topraklara davet edilmekte ve işgal rejiminin bakış açısını benimsemeleri sağlanmaktadır. Bu tür programlar, medyada işgal rejimi yanlısı haberlerin artmasına katkıda bulunmaktadır. İşgal rejimi ve işgal yanlısı gruplar, dünya genelindeki medya kuruluşlarını izleyerek, işgal rejimi aleyhine yapılan haberler hakkında hızlı tepki vermektedir. Bu strateji kapsamında, işgal rejiminin imajını korumak için medya kuruluşlarına baskı yapılmakta ve yanlış bilgi yaydığı iddia edilen haberler düzeltilmektedir. 2020 yılında, işgal rejimi ve yanlısı gruplar, dünya genelinde 500'den fazla haber kuruluşuna doğrudan müdahalede bulunmuştur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:"Times New Roman",serif">Sonuç olarak; veriler, işgal rejimin medya üzerindeki etkisini ve Filistin'in temsilindeki dengesizlikleri açıkça göstermektedir. Medyada siyonist zorbalık, sadece haberlerin nasıl sunulduğunu değil, aynı zamanda hangi haberlerin geniş kitlelere ulaştığını da etkilemektedir. Adil ve dengeli habercilik, dünyanın hakikatleri görmesinde önemli bir rol taşımaktadır. Fark edildiyse adil ve dengeli habercilik kavramını kullandık; taraflı olunması değil adil ve dengeli bir tutum sergilenirse dünya hakikate gözlerini açacaktır. Uluslararası toplum ve medya kuruluşları, bu dengesizlikleri ve sansür uygulamalarını ele almalı ve Filistin halkının sesinin de eşit şekilde duyulmasını sağlamalıdır. İşgal rejiminin medya üzerindeki etkisini kırmanın şifresini Allah Teala Enfal Suresi 60. ayette veriyor.<strong> </strong><span style="background-color:#fefefe"><span style="color:black">Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın! </span></span><strong><span style="background-color:#fefefe"><span style="color:black">(İLKHA)</span></span></strong></span></span></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/medyada-siyonist-zorbalik-isgal-rejiminin-medya-uzerindeki-etkisi</guid>
      <pubDate>Fri, 02 Aug 2024 17:30:58 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/08/medyada-siyonist-zorbalik-isgal-rejiminin-medya-uzerindeki-etkisi.jpg" type="image/jpeg" length="93508"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tarihi sorumluluğunuzu unutmayın!]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/tarihi-sorumlulugunuzu-unutmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/tarihi-sorumlulugunuzu-unutmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyanın farklı coğrafyalarında büyük cürümler işleniyor. İnsani değerler ayaklar altına alınıyor. Soykırımlar artık canlı yayınlarla yapılıyor. Ne savaşların bir hukuku ne de hukukun bir üstünlüğü kaldı. Hele de Filistin'de, Gazze'de… Peki, bu zulümlere "dur" diyebilecek hiç kimse yok mu? Önümüzdeki günlerde TBMM'de soykırımcılara karşı görüşülmesi beklenen yasa teklifi bu anlamda herkese tarihi bir fırsat sunuyor. Kamuoyu ise tüm milletvekillerinin bu tarihi sorumluluğu üstlenmesini istiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Filistin önemli bir süreçten geçiyor, özellikle de Gazze. 7 Ekim 2023 sonrası Gazze'de siyonist rejim tarafından başlatılan soykırım süreci, bütün Filistin'e yayıldı. Her gün onlarca Filistinli acımasız yöntemlerle katliamlardan geçirilirken, bu soykırım sürecinde farklı ülkelerin pasaportunu taşıyanlar da önemli bir rol alıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Başta Fransa olmak üzere ABD'den, Güney Afrika'dan, İspanya'dan, Ukrayna'dan, Türkiye'den ve daha farklı ülkelerden binlerce çifte pasaportlu siyonist yahudi, Gazze'deki soykırım sürecinde Filistin'e gitti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Güney Afrika bu konuda cesur bir adım attı ve siyonist rejimin işgal ordusunda savaşan vatandaşlarını yasal kovuşturmaya alacağı uyarısında bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fransız radyo ağı "Europe1"in, işgal ordusunun 4 bin 185 "Fransa-israil çifte vatandaşını" Gazze'deki soykırım savaşına dâhil ettiği yönündeki haberi ise ülkede büyük tartışmalara neden oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fransız parlamenter Thomas Portes, çifte vatandaş askerlerin yargılanmasını ve savaş suçlarına iştirak etmelerinin mümkün olan en sert şekilde kınanmasını istedi. Bununla da kalmayan Portes, Adalet Bakanı'na seslenerek, savaş suçları işleyen çifte vatandaşlar dâhil olmak üzere Fransa uyruklu kişilerin Fransız topraklarında yargılanmasını talep etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soykırım büyük bir cürümdü ve bu suça iştirak edenlerin yargılanması için vicdan sahipleri birçok ülkede harekete geçti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu anlamda Türkiye'de de kayda değer gösteriler yapıldı. Çifte pasaportluların İstanbul'dan, Ankara'dan, İzmir'den kalkıp Gazze'ye gidip bebekleri, çocukları, kadınları acımasızca katletmeleri infiale neden oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Nasıl olmasın ki; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gazze'de 7 Ekim'den bu yana 40 bine yakın masumun kanını akıtan işgal ordusu askerlerinden 4 bininin Türkiye pasaportu taşıdığına dair haberler basına yansıdı. Bunların 400'ünün Türkiye'den gittiği belirtildi. Edinilen bilgiye göre bu kişiler, Türkiye'den değil, deşifre olmamak için üçüncü ülkeler üzerinden ve farklı kimlikler kullanarak işgal altındaki Filistin'e geçti. 7 Ekim'den bu yana en az 65 Türkiye vatandaşı yahudinin Gazze'de öldürüldüğü ve 110'unun da yaralandığı kaydedildi. Hiçbir resmi kurum bu yönde çıkan haberleri yalanlamadı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kaldı ki her şey olabildiğince açıktı. siyonist rejimin Gazze'de başlattığı soykırımın ilk günlerinde Mine Gümüşkaya ve Umay Akçay isimli çifte vatandaşlar sosyal medya hesaplarından işgal ordusuna "gönüllü asker" olarak katıldıklarını açıklayarak, birliklerinden fotoğraflar paylaştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medya hesaplarından işgal ordusuna katıldıklarını beyan eden iki ismin de ifadelerinin alınması kararını verdi. Savcılık, daha önce yapılan bir suç duyurusu sonrası verilen "Soruşturmaya Yer Yok" kararına yapılan itirazı kabul ederek; şahısların açık kimlik ve adreslerinin tespit edilerek ifadelerinin alınmasını istedi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Evet, işgal altındaki Filistin'de 250 bin Türkiye pasaportu taşıyan siyonist yahudi yaşıyor. Türkiye'de ise 20 bin dolaylarında hem Türkiye hem siyonist rejim pasaportu taşıyan yahudi bulunuyor. Ve bunlar, soykırımcı siyonist rejim için askerlik yapıyor. Kimileri de fiili olarak Gazze'deki katliamlarda rol alıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İşte tüm bunlar, 10 aydır Gazze için çığlık atan vicdan sahiplerini harekete geçirdi. Sokaklarda, meydanlarda, sosyal medyada örgütlenen büyük kitleler, soykırımcıların yargılanması için çağrılar yaptı. En nihayetinde bu anlamdaki en önemli adım HÜDA PAR'dan geldi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">HÜDA PAR, soykırım suçu işleyenlerin yargılanması ve mal varlıklarına el konulması için Meclis'e kanun teklifi verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Adalet Bakanlığı'nda olan "soykırıma bulaşanlara soruşturma talep etme, cezai tahkikat oluşturma yetkisinin" TBMM'ye de verilmesini istedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yapıcıoğlu, kanun teklifini, "Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dine ve millete mensup olursa olsun, soykırım suçu işleyen katillerin Türkiye'de yargılanıp cezalandırılmasını, çifte vatandaş olanlardan 'yurda dön' çağrısına uymayanların üç ay içerisinde vatandaşlıktan alınması ve mal varlıklarına el konulmasını öngörmektedir." diyerek özetledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Teklife göre, soykırımdan suçlu bulunanların el konulan mal varlıkları, Aile ve Gençlik Fonu'na devredilecek. HÜDA PAR'ın Vatandaşlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair kanun teklifinin Genel Kurul'da görüşülmesi 9 Temmuz'da kabul edildi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Soykırımına katılan ve çifte vatandaşlık taşıyan kişilerin Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasını öneren kanun teklifi, komisyona sevk edilmeden doğrudan Meclis Genel Kurulu'nun gündemine alınacak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki, şimdi ne olacak? Ya da ne olmalı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hemen her saat çocuklar büyük bir soykırıma uğruyorken, hamile kadınlar acımasız yönetmelerle katlediliyorken, bu vahşeti durdurabilme adına tüm milletvekillerine büyük bir sorumluluk düşüyor. Kamuoyu, Meclis'teki milletvekillerinden sadece Türkiye için değil, insanlık için de önemli bir karar vermesini istiyor. İnsani değerleri savunan tüm kesimlerin, TBMM'nin gündemine gelecek yasa teklifine destek vermesi talep ediliyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye'deki parlamenterlerin alacağı karar sadece bugün için değil, tarih adına da önemli bir dönemeç olarak görülüyor. Şimdi kamuoyu bütün milletvekillerine seslenerek şu soruları yöneliyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-İnsanlık suçu işleyenlerin yanında mı olacaksınız, karşısında mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Soykırımcıların masum bebekleri katletmesine onay mı vereceksiniz, yoksa bu vahşete göz yummayıp "dur" mu diyeceksiniz?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">-Elleriniz insanlık onuru için mi yoksa insanlık onurunu çiğneyenler için mi havaya kalkacak?</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ve son olarak;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İnsanlık adına tarihi sorumluluğunuzu unutmayın! <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/tarihi-sorumlulugunuzu-unutmayin</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jul 2024 18:21:15 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/07/tarihi-sorumlulugunuzu-unutmayin.jpg" type="image/jpeg" length="84354"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sündüs Katliamı: 14'ü çocuk 24 kişinin katledildiği vahşet]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/sundus-katliami-14u-cocuk-24-kisinin-katledildigi-vahset</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/sundus-katliami-14u-cocuk-24-kisinin-katledildigi-vahset" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van'ın Bahçesaray (Müküs) ilçesindeki Sündüs (Miran) Yaylasında 14'ü çocuk 24 kişinin vahşi bir şekilde katledilmesinin üzerinden 31 yıl geçti. Olayın acısı aradan geçen zamana rağmen tazeliğini koruyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bahçesaray ilçesinde kışlık ihtiyaçlarını karşılamak ve koyunlarını otlatmak amacıyla Sündüs Yaylası'na giden ailelerin, 1993'te karanlık güçlerin saldırısına uğraması sonucu 14'ü çocuk 24 kişinin hayatını kaybettiği katliam, hafızalardaki yerini koruyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Olayda, sadece 62 yaşındaki Ahmet Sevgili, Hicret Güzel ve iki küçük çocuğu sağ kurtuldu. Katliam sonrası katledilen 24 kişinin otopsi raporlarının hazırlanmasına ihtiyaç dahi duyulmadı. En önemlisi de olay sonrası katliamın haberini yapan yerel gazeteler de Van Valiliğince toplatıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Katliamı yapanlar kim, olay yerinde bulunan G3 mermileri ne anlama geliyor, dönemin Çiller hükümeti ve Van Valiliği olayı neden örtbas etmek istedi, olay yerine inen helikopteri kim kullandı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüm bu sorular 30 yıldır cevap beklerken katliamın 21'inci yıl dönümü olan 2014 yılında dosyanın zaman aşımına uğramaması için aileler, Van Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat etmiş ve savcılar dosyayı yeniden incelemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1992 yılında Hakkâri'nin Şemdinli ilçesindeki Alan Sınır Karakoluna yapılan saldırıyla ilgili hazırlanan dosyada ifadesi bulunan PKK'li Deniz Koçer kod adlı Kadri Cihan'ın itirafları, katliamın talimatının PKK tarafından verildiğini belirtse de dava dosyası ne aileleri ne de kamuoyunu tatmin etmemişti.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Katliamın tanıkları o anları anlattı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Olaydan sağ kurtulan Hicret Güzel, o günü şöyle anlattı: "Sütleri çadırlarımıza götürdük. Akşam 21.00 sıralarıydı. Çadırın etrafında erkek sesleri geldi. Ben de bunlar kim diye baktım. Yanımda bulunan yeğenim 'bunlar teröristtir' dedi, ben de 'yok askerdir' dedim. Bunlar hepimizi Ahmet Sevgili'nin çadırına topladılar. Çadırda yer yoktu. Ben de taşın dibine oturdum. Onlardan bir tanesi Müzeyye'nin ağlayan bebeğini alıp içimize fırlattı. Ahmet, onlara fakirliğimizden dolayı burada olduğumuzu söyledi. Onlar ise akrabalarımızın korucu olduğunu ve bunun bedelini ödeyeceğimizi söylediler. 'Bunlar ya içimize bomba atacaklar ya da çocuklarımızı alıp götürecekler' diyorduk. Ama ikisi de olmadı. Telsizle bir yerle konuştular. Başlarındaki şahıs silahını indirdi ve buranın ismini sordu. Ahmet Sevgili, (Sündüs) Miran Yaylası olduğunu söyledi. Ondan sonra insanları taramaya başladılar. 15 dakika bile sürmedi, o şekilde çolukları ve kadınları taradılar. Ben de dibinde oturduğum taşa iyice sokuldum ve elimde de iki çocuğum vardı. Onların üzerine yattım o şekilde durdum. Tarama bitti. Oradan gittiklerinde çocuğum öksürmeye başladı, tekrar taşı taradılar. Oğlum ve ben kelime-i şahadet getirdik. Çocuğum "ana ben öldüm" dedi. Ben de şahadet getirdim. Biri bağırıyor "yeter, hepsini öldürdük" diyordu. Daha sonra oradan ayrıldılar, gece karanlıkta şok yaşadım. Ben de elimle elbiselerime dokundum komple ıslaktı. Bir başıma iki çocukla o taşa yapışık şekilde sabahladık. Sabah manzara dehşet verici idi. Çocukların bağırsakları dökülmüş, bazı çocukların beyni dağılmıştı. Diğerleri de üst üste yığılmıştı. Ahmet Sevgili, yaralı olduğunu ve aşağıda atının olduğunu söyledi bana. Ben de atını getirdim, Ahmet'i ata bindirdim ve ilçeye gönderdim."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"7 kişilik bir gruptu ve PKK kıyafetleri giymişlerdi"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">O günü Ahmet Sevgili'den defalarca dinleyen Sabahattin Samsa da Ahmet Sevgili'nin dilinden katliamı şöyle anlatmıştı: </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Bütün kadınlar koyunlarını sağmışlardı. İşlerini bitirmiş, herkes kendi çadırına çekilmiş yemeklerini yemişlerdi. Kadınlar çadır önlerinde, ateşin üzerine çay bırakmış, herkes kendi çadırının içine oturarak günün yorgunluğunu atıyordu. Karanlık çoktan çökmüştü. Saat, akşamın 21.00'iydi. Çadırların yakınında bazı sesler geliyordu. Çocuklar korkmaya başlamıştı. Çadırlarda bulunan kadınlar çocukların korkmaması için 'korkmayın onlar ilçenin askerleridir' diye teselli ediyorlardı. Silahlı bir grup çadırların etrafını sardı. Yaylada tek erkek olarak ben vardım ve gelenleri ben karşıladım. Sanırım 7 kişilik bir gruptu ve PKK kıyafetleri giymişlerdi. Ben de kendilerini karşıladım, 'hoş geldiniz hayırdır' diye sordum. İçlerinden biri sert bir şekilde bağırarak 'konuşmayın' dedi. Daha sonra çadırlarda bulunan herkesi benim çadırıma topladılar. Bu sırada ben onlarla konuşmaya çalıştım. Ama beni dinlemediler. Sonra biri bana Kürtçe olarak 'burası neresi' diye sordu. Ben de ona 'burası bizim yaylamız, adı da Miran Yaylasıdır' dedim. Ve içlerinde biri vardı grubun önündeydi. Sarı sakallı, uzun boylu, mavi gözlü biriydi ve diğerlerine emir vererek 'çadırlara bakın, kimse başka çadırlarda kalmasın, herkesi buraya toplayın' diye emir verdi. Diğer çadırlarda yatan bütün çocukları toplayıp getirdiler. Ama yan tarafta bir çocuk ağlaması gelince çocuğun annesi 'bırakın ben gideyim çocuğumu getireyim' dedi. Daha sonra onlardan biri 'sen bırak biz getiririz' diyerek çocuğu almaya gitti. Çocuğu alıp getirdi ve daha kapıdayken bebeği annesine doğru fırlattı. Biz o an anladık ki bunlar iyi adamlar değil. Başlarında olan adam 'Sizin kocalarınız köy korucuları, siz de bunun cezasını çekeceksiniz' dedi. Ama orada kalan ailelerin hiç biri hatta akrabalarımız dahi korucu değildi. Bizde köy korucusu hiç yoktu. Bu arada benim eşim yalvarmaya başladı 'ne olur kocamı öldürmeyin' diye. Çadırın içinde birkaç tane gaz lambası yanıyordu, biraz aydınlıktı ve artık kadınlar ve çocuklar ağlayarak çığlık atmaya başladılar. O an cebinden bir telsiz çıkardı ve bir yerlerle temasa geçti. Telsizi kapattıktan sonra elindeki silahı kaldırarak bir el ateş etti. Kurşun omzumu sıyırarak arkamda bulunan eşime isabet etti ve eşim yere yığıldı. Gruptan 3 kişi kadın ve çocukları taramaya başladılar. Çadırdan çıktılar, çadırı biraz geçtikten sonra içerden bir çocuk ağlaması ve birkaç tane yaralı kadının inleme sesi geldi. Biri çadırın arkasına yanaşarak tekrar çadırı taramaya başladı. Ağlayan çocuk sesi ve yaralıların inlemesi kesilmişti. Çadırların etrafında kadınların topladığı odunları ateşe verip kayboldular. Bu sırada bir kadına daha kurşun isabet etmemişti. Ben de ayağımdan vurulmuştum ve sabaha kadar o şekilde kaldık. Sabah yaralı olan ayağımı bir eşarp ile bağladım ve ilçeye gittim."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Manzara karşısında aklımızı yitirdik"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ahmet Sevgili'nin yaralı bir şekilde ilçeye geldiğini ve kendilerine haber verdiğini söyleyen Sabahattin Samsa, "Biz hemen yaylaya akın ettik. O zamanın şartlarında araba yok. Birileri atlarla gitti, birçoğumuz yaya gittik. Tabi bu sırada artık herkesin haberi oldu. Yaylalarda helikopterler uçmaya başladı, askerler geldi. Ama biz gördüğümüz manzara karşısında aklımızı yitirdik. Kollarında bebekleri ile can veren kadınlar… Birçok insan akli dengesini kaybetti. Hasta olup yataklara düşenler oldu. Biz de o sabah diğer çadırlardan topladığımız battaniye ve bez parçalarını getirip parçalanmış cesetleri toplamaya başladık. At sırtında patika yollardan cesetleri ilçeye getirdik. O zaman kimseye otopsi falan yapılmadı, herkes kendi cenazesini tanıdı. Muhtar da Gevaş'tan gelen savcıya teyit etti. Ve herkes o şekilde cenazelerini yıkayınca bütün cenazeler bir mezarlıkta defnedildi." şeklinde konuşmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Katliamın yapıldığı gece başka yaylada bulunan bir çobanın Sündüs Yaylası'na yakın bir yere bir helikopterin indiğini kendilerine söylediğini ifade eden Samsa, "Çobanlar 3 tane el fenerinin yaylaya doğru gittiğini ve ardından silah seslerinin geldiğini söylediler. Ama korktukları için oraya gidememişler. Ancak bu ifadeleri savcılıkta da belirtmelerine rağmen bu ifadeler savcılık tutanaklarına işlenmedi." dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Olay aradan geçen bunca zamana rağmen bir muamma olarak kaldı"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ülkenin karanlık bir dönem yaşadığını ve bölgenin 70-80 yıllık despot bir yapılanma neticesinde birtakım karanlık faaliyetler sonucunda olağan üstü hal bölgesi olarak ilan edildiğini ifade eden merhum Abdulhelim Almalı ise şu değerlendirmelerde bulunmuştu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"O dönemin aktörlerine bakıyorsunuz, Olağan Üstü Hal Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Van Jandarma Tabur Komutanı Veli Küçük. Bir başka aktör, o dönemde yine Van Valiliği yapmış olan Mahmut Yılbaş… Bunlar, hep derin yapılanmaların adamlarıydı. O dönemde derin güçler, örgütler ve devlet arasındaki derin çatışmalarda asıl mağdurları bölge halkı oldu. Yapılan bu katliamı PKK üstlenmedi. Bu olay, aradan geçen bunca zamana rağmen bir muamma olarak kaldı." <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/sundus-katliami-14u-cocuk-24-kisinin-katledildigi-vahset</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jul 2024 12:10:09 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/07/sundus-katliami-14u-cocuk-24-kisinin-katledildigi-vahset.jpg" type="image/jpeg" length="92360"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müslüman Kürd halkının dinmeyen acısı: Zilan Katliamı]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/musluman-kurd-halkinin-dinmeyen-acisi-zilan-katliami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/musluman-kurd-halkinin-dinmeyen-acisi-zilan-katliami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van'ın Erciş ilçesine bağlı Zilan Deresinde on binlerce Müslüman Kürd, 1930 yılında hunharca katledilirken aradan geçen onca yıla rağmen katliam hafızalardaki tazeliğini koruyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarihler 1930 yılının 13 Temmuz'unu gösterdiğinde, Ağrı Dağı isyanları sırasında Ferik Salih Omurtak komutasındaki 9. Kolordu tarafından Üçüncü Ağrı Harekâtı'nın başlangıcından önce Van ilinin Erciş ilçesinde yer alan Zilan Deresi'ne sığınan Müslüman Kürd halkı, büyük bir kıyımdan geçirildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zilan Katliamı (Komkujiya Zîlan) olarak bilinen bu katliamda 16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesine göre 15 bin kişi, bizzat Ağrı isyanında da yer alan Kürt yazar Hesen Hîşyar Serdî'ye göre Ademan, Sipkan, Zilan ve Hesenan aşiretlerinden oluşan 18 köyden 47 bin köylü, Ermeni araştırmacı Garo Sasuni'e göre ise aralarında 5 bin kadın, çocuk ve yaşlının da olduğu on binlerce kişi katledilmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İnsanlığın en ağır suçlarından birinin işlendiği o süreçte köyler yakıldı, insanlar evlerini terk etti, zorla topraklarından sürüldü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">13 Temmuz 1930'dan bugüne aradan geçen uzun yıllar; çocuk, kadın, erkek, genç, yaşlı demeden katledilen binlerce insanın acısını unutturamadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yönünü Batı'ya çevirmiş yeni rejim, ulus devlet anlayışıyla hareket edip, Müslüman Kürdleri katliamlardan geçirdi. Şeyh Said'in şehid edilmesinden sonra sadece kıyama katılan kişiler ve aileler değil, kıyama katılma sözü verip katılmayan, kıyamdan haberi olmayanlar için de sürgün kararı çıkartıldı. Sürgün, Ağrı'da şok etkisi oluşturmuştu. Sürgün emrini duyanların bir bölümü teslim olmadı, direnme kararı aldı, yakalanıp sürgün edilenlerin bir bölümü ise sürüldükleri yerlerden kaçıp Suriye'ye geçti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">9 Mayıs 1928 tarihinde Türkiye direnişçileri vazgeçirmek için af çıkardı. Daha önce Süleyman Nazif, "Vaaz ve nasihat veya re'fet ve şefkat zamanı çoktan geçti, eline silah almış olan her asinin eli başıyla birlikte kesilmelidir." demiş, direnişçiler dağdan inmelerine rağmen İran'da faaliyetlerini sürdürdükleri için sonuçta Süleyman Nazif'in isteği uygulanmış oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Asiler geçim üssünden yoksun bırakılacak"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakanlar Kurulu Kararnamesi doğrultusunda; 7 Ocak 1930'da Genelkurmay Başkanlığı 9. Kolordu Komutanlığına, Bulakbaşı ile Şıhlı köyü arasında "asilerle meskûn olan köyler" ile sığınılan yerler ele geçirilerek "asilerin" geçim üssünden yoksun bırakılacağı, bölge "eşkıyadan temizledikten" sonra Ağrı Tepeler hattına doğru takip edileceği ve bölgede jandarma alayları için lazım olan yerlerden başka meskûn yer bırakılmayacağına dair emir verildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ordu, iki kolordu (7. Kolordu ve 9. Kolordu) ve 80 uçaktan oluşan hava gücü kullandı. Cumhuriyet gazetesi özel muhabiri Yusuf Mazhar'ın aktardığına göre, isyana katılan bütün köyler yakılırken 15 bin kişi kadar kişi Zilan Deresi'nde katledildi. Sağ kalanların bir kısmı ise İran'a kaçıp katliamdan kurtulmayı başardılar.</span></span></p>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/bb41dda9-8ac4-4615-b867-3a820a3d9766.jpg" style="height:910px; width:1366px" /></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Yunan taarruzundan daha fazla asker katliam için seferber edildi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Rejim, bütün dış müttefikleriyle birlikte harekete geçmişti. Sosyalist Sovyetler, Ankara Hükümeti'ne uluslararası destek sağladı. Ankara, İran Şahı ile anlaştı. Türkiye ile İran arasında toprak değişimi yapıldı. Van vilayetinin İran'a sınır bir bölümü Ağrı Dağı'nın doğuda kalan kısmı karşılığında İran'a verildi. Rejime başkaldıranların İran'a geçişleri engellendi ve imha hareketine girişildi. Rejim, dış destek sağladıktan sonra hava kuvvetlerini güçlendirerek bölgeye yönlendirdi. Bombardıman için 80 uçak kullanıldı. Yunanlara karşı yapılan büyük taarruza katılan askerden daha çok asker bu bölgeye seferber edildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akıllara durgunluk veren Zilan Katliamına şahit olanların anlatımları da mezalimin boyutlarına işaret ediyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağrı Dağı başkaldırısından sonra Zilan Vadisi'ne sığınan Kürtlere, dönemin Kolordu Kumandanı Salih Paşa tarafından yürütülen askeri harekatla tam bir soykırım uygulanır. Uçaklar tarafından Zilan bölgesi bombalanır, dağlar ve dereler ateş altına alınır. Bölgenin giriş ve çıkışları tutulur ve bölge on binlerce asker tarafından kuşatılır, katliam başlar. Yeni doğmuş bebekten, 90'lık ihtiyara kadar her yaş ve cinsiyetten insan; mitralyöze tutularak, süngülenerek yok edilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyarbakır eski milletvekillerinden Cavit Torun, cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan kanlı hadiseleri Dersim Katliamına işaret ederek şöyle değerlendiriyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Cumhuriyet çok kanlı kurulmuş. Bunu hepimizin çok iyi bilmesi lazım. Dersim'de meydana gelen olaylarda, 13 bin 862 kişi katlediliyor. Dersim'de bombalama işini yapanların içinde Sabiha Gökçen var. Atatürk'ün manevi kızı, pilotu. Hiç kimsenin haberi yok. Sabiba Gökçe'nin bu işi yapmış olduğundan kimse haber alamadı da Sabiha Gökçen'den de mi bilgi almadı? Mümkün mü ki 13 bin 862 kişi öldürülecek de bu işten kimsenin haberi olmayacak."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Katliam Türkiye ve dünya medyasında geniş yer buldu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">O gün bu olaylar Cumhuriyet gazetesinde şu şekilde kaleme alınmıştı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Ağrı dağı tepelerinde tayyarelerimiz çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi ve infilak ateş içinde inlemektedir. Demir kartallar asilerin hesabını temizlemektedir. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı'nın, yani İngilizlerin raporunda ise Zilan'da silahlı olmayan sivillere karşı gerçekleşen katliam, askerlerin büyük bir başarısı olarak yer almıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3 Ekim 1930 tarihli Berliner Tageblatt gazetesi ise katliamı "Türkler, Zilan bölgesinde 220 köyü imha etti ve 4 bin 500 kadın ve yaşlı katletti." şeklinde aktardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi ise "Zilan Bölgesi vadilerinden birinde 1550 kişi kesildi, Erciş bölgesinde 200 köy yakıldı, Patnos sahasında yakılıp yıkılmayan tek köy kalmadı, Türk askerleri, Kürtlerin hayvanlarını da alıp aşırdılar." şeklinde aktarıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>CHP'nin Milli Şefi İnönü'den katliam sonrası kan donduran ifadeler</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">31 Ağustos 1930 tarihli Milliyet gazetesinde dönemin başbakanı ve CHP'nin Milli Şefi İsmet İnönü'nün demeci yayımlandı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İnönü şu kan donduran ifadelere yer veriyordu: "Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur. Aslı astarı olmayan propagandalara kanmış, aldanmış, neticede yollarını şaşırmış Doğu Türkleridir."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Katliamın ardından bölge halkının tüm mallarına el konuldu, 1950 yılında Erciş Asliye Ceza Mahkemesi'ne mallarını geri almak için başvuran köylüler, herhangi bir sonuç alamadı.</span></span></p>

<p><img alt="" src="https://ilkha.com/upload/img/6c0a83df-6b0a-4ed3-8e76-c2150f499e49.jpg" style="height:910px; width:1366px" /></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Katliamın tanıkları İLKHA'ya konuştu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İLKHA, Zilan Katliamının yıldönümünde katliamda yakınlarını kaybeden, kendileri ise kaçarak sağ kurtulanlarla görüşmüş ve zulme tanıklık etmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cizre'nin Bedirhan ailesinden olduklarını ve dedesinin 1908 yılında Cizre'de kardeşlerinden küserek Zilan bölgesine geldiğini anlatan Tahsin Akbulut, "O dönem dedem Feqé Muhammed köy muhtarıydı. Zilan Deresi dışından gelen firarlar vardı. Sözde bu firarların peşinden köye gelen askerler, köy halkına 'Kadınlar, gelinler ve kızlar ziynet eşyaları ile gelip bir imza atıp dönsünler.' diyordu. Bunu, halka nüfus sayımı diye anlatmışlar. Dedem bu askerlerin farklı niyetler taşıdıklarını seziyor ve köy halkına 'Gitmeyin, hükümet başımızı kesecek!' diyor. Ancak halkı buna inandıramıyor. Bunlar köylüleri bu şekilde kandırarak, Kondık ve Mülk diye adlandırdığımız iki köyde topluyor. Zilan Deresi'nde birçok köy var. Köylüler buralara toplatılırken o dönemde günümüz korucularının görevi gibi devlete para karşılığı bir nevi askerlik yapan milisler 'Zilan Deresi'nde isyan çıktı' diye hükümete haber verip yardım istiyorlar. Ve dere hemen kuşatma altına alınıyor. Her köye askerler gönderiliyor. Ve iki noktada topladıkları halkın üzerine mermi yağdırıyorlar. Kaç bin insan katledildi bizler de bilmiyoruz" dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Üç gün boyunca ölen annesini emerek hayatta kalmış"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Babasının insanlar taranırken hamile bayanların karnındaki çocukların bile acımadan öldürüldüğünü anlatırken gözyaşlarına hâkim olamadığını anlatan Akbulut, "Dedem de burada katledildi. Babamla bir amcam gidip dedemin cesedini aramış ancak bulamamışlardı. O dönem daha bebek olan amcamın oğlunu bulmuşlar, 3 gün sonra. Bu 3 gün boyunca ölen annesini emerek hayatta kalmış. Babam amcamı bulduklarında emdiği memenin hâlâ sütle dolu olduğunu anlatıyordu. Cesetler öylece günlerce orada kalıyor. Askerler gündüz insanların katliam alanına girmesine izin vermiyor, gece bir şekilde oraya gidenler oluyor onlar da buldukları akrabalarını oraya gömerek geri geliyorlar. Biz babamızdan bunları öğrendik, bunları duyduk. İnsanları toplayan askerler nüfus sayımdan dolayı imza atmaları gerektiğini söylemişler." şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Cesetlerin altında sağ kalan Molla Abdurrahim</strong></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tahsin Akbulut, köylerinde Molla Abdurrahim diye yaşlı birinin üç gün boyunca cesetlerin altında kaldığını belirterek, "Molla Abdurrahim birçok şeye tanık olmuş. Anlattığına göre katliamdan sonra milisler, kadınların ölüp ölmediklerine bakmışlar ve eğer ölmemişse öldürüp ziynet eşyalarını alıyorlarmış." diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Böyle bir zulmün dünyanın hiçbir yerinde görülmediğini ifade eden Akbulut, "İnsanlar öyle bir hile ile kandırılmışlar ki ekmek pişirenler ekmeklerini yarıda bırakmış, kadınlar çocuklarını kundakta bırakıp güya imza atıp dönecekler, hiç biri geri gelmemiş. Babam bunları anlatınca ağlıyordu. Bizler de 1950'de Menderes döneminde yerlerimize dönüş yaptık." dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"O zaman 15 yaşındaydım, köyümüzü yaktılar, amcamı öldürdüler"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Katliamın gerçekleştiği 1930'da 15 yaşında olduğunu belirten Hacı Tahir Gelmez ise "Çevre köylerin tamamı toplanmış ve öldürülmüş dediler. Bizler dağa kaçtık, mağaralarda kaldık, saklandık. Bizden birkaç tanesi kaçarken öldürüldü. Hayvanlarımıza her şeyimize el koydular. Evlerimizi yaktılar. Ağrı taraflarına kaçtık. Milisler amcamı da öldürdü. Bizler de gece yanımıza hiçbir şey almadan sadece üzerimizdeki elbise ile kaçtık." dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Menderes döneminde dönebildik"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Katliamdan sonra onlarca yıl başkalarının evinde köle gibi çalıştıklarını ve memleketlerine dönemediklerini belirten Hacı Gelmez, sözlerini şöyle devam ettirdi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"4 kişilik bir aileydik: Ben, babam, annem bir de bacım. Köyümüzde 4 kişi öldürüldü. Bunlar kaçarken öldürüldüler. Yaşanan katliamdan sonra devlet topraklarımızı çiftliklere çevirdi. 21 yıl boyunca buralar yasaklandı. Menderes döneminde buraya dönebildik. Bu süre içerisinde köylülerimiz Erciş'e gidemiyorlardı. Gidenlere de haksızlıklar yapılıyordu. Biz de 21 yıl sonra köyümüze döndük ancak köyümüz satılmış evlerimiz talan edilmişti."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1925'te Şeyh Said kıyamında, 1930'da Zilan'da, 1935'te Dersim'de; genel olarak 1923 ile 1950 arasında neler yaşandığına dair hem İstiklal Mahkemeleri hem de Genelkurmay arşivlerinin açılması hadiselerin karanlık noktalarına ışık tutacaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Başta Kürt halkı olmak üzere vicdan sahibi herkes, başta Zilan Katliamı olmak üzere bölgede işlenen cürümler nedeniyle devletten özür bekliyor. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/musluman-kurd-halkinin-dinmeyen-acisi-zilan-katliami</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jul 2024 12:35:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/07/musluman-kurd-halkinin-dinmeyen-acisi-zilan-katliami.jpg" type="image/jpeg" length="40707"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yarın Hicri yılbaşı]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/yarin-hicri-yilbasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/yarin-hicri-yilbasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hazreti Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicreti ile başlayan Hicri takvimin başlangıcı olan 1 Muharrem, yarın Müslümanlar arasında çeşitli etkinliklerle idrak edilecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hicri Yılbaşı, İslam takviminin başlangıcını belirten önemli bir tarih olan Hicri takvimin ilk ayı Muharrem ayının ilk günüdür. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hicri takvim, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed'in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Mekke'den Medine'ye hicret ettiği yıl olan 622 yılını başlangıç olarak kabul eder. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu nedenle Hicri takvim, bu önemli hadiseden esinlenerek Hicret Takvimi olarak adlandırılır.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hicri takvim, ayın evrelerine dayanan bir takvim olduğundan, Hicri Yılbaşı her yıl Miladi takvime göre yaklaşık 10-12 gün daha erken gerçekleşir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Müslümanlar için bir dönüm noktası olan hicret, tarihte yeni bir sayfa açmıştır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hazreti Ömer'in halifeliği döneminde, hicretin gerçekleştiği gün, Hazreti Ali'nin teklifiyle hicrî takvimin başlangıcı sayılmıştır. O günden itibaren de İslam âleminde 1 Muharrem, hicri takvimin başlangıcı olarak kabul görmüştür.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hicret, Allah rızası için; anadan, babadan, evlattan, yardan, diyardan, maldan, mülkten hatta candan vazgeçmenin ibretli ve meşakkatli bir öyküsü; Yüce dinimizin rahmet yüklü mesajlarını bütün insanlığa ulaştırmak için çıkılan kutlu yolculuğun adıdır. Öyle ki tebliğ hicreti doğurmuş, hicret ise tebliği yoğurmuştur. Kısaca hicret Müslümanlar için bir milattır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hicret, Allah yolunda fedakârlığın, yardımlaşmanın kardeşliğin zirvesidir</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hicri takvimin başlangıcı olarak esas alınan Hazreti Muhammed'in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Mekke'den Medine'ye hicretinin yıldönümü olan Muharrem ayının ilk günü, Hicri yılbaşı olarak, yarın Müslümanlar arasında çeşitli etkinliklerle idrak edilecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Muharrem ayı, Hicri Takvim'in başlangıcı olmasının yanında, bu ayın başında, ortasında ve sonunda tutulacak orucun çok faziletli olduğu Peygamber Efendimizin birçok hadisinde yer almaktadır. Dolayısıyla yeni bir Hicri yılı oruçla karşılamak için, yarınki Muharrem ayının ilk gününde oruç tutmak, Müslümanlara büyük sevap kazandıracaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Muharrem ayı barındırdığı Aşure günü dolayısıyla da Müslümanlar için büyük önem arz etmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İslam tarihinde Aşure gününde yaşanan birçok güzelliğin yanında, bu ayda cereyan eden Kerbela faciasında Hazreti Hüseyin'in katledilmesi ve Ehl-i Beyt'e yaşatılan eziyetler de Müslümanları hüzünlendirmeye devam etmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu vesileyle İlke Haber Ajansı olarak, Hicri yılbaşını tebrik eder, İslam coğrafyasında cereyan eden İslam'a ve Müslümanlara yönelik saldırı ve zulümlerin son bulmasına ve Müslümanların yekvücut halinde küfre karşı vahdetine vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan niyaz ederiz. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/yarin-hicri-yilbasi</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jul 2024 12:00:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/07/yarin-hicri-yilbasi.jpg" type="image/jpeg" length="94715"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Başbağlar katliamı unutulmadı]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/basbaglar-katliami-unutulmadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/basbaglar-katliami-unutulmadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[​​​​​​​​PKK tarafından, Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde gerçekleştirilen katliamın acısı, aradan geçen 31 yıla rağmen tazeliğini koruyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Takvim yaprakları 5 Temmuz 1993'ü gösterdiğinde Türkiye'de tarihin en karanlık günlerinden biri olan Başbağlar Katliamı yaşandı. Cumhuriyet tarihinin en büyük sivil katliamlarından biri olan Başbağlar katliamının üzerinden tam 31 yıl geçti.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2 Temmuz'da Sivas'ta Pir Sultan Abdal'ı anma etkinlikleri için kente gidenleri hedef alan saldırıdan 3 gün sonra Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyüne silahlı bir grup tarafından baskın düzenlendi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">5 Temmuz Pazartesi akşamı 20.00'de başlayan katliam saat 22.00'ye kadar sürdü. Köyün giriş çıkışları tutuldu, telefonlar kesildi. Gece 01.00 sularında Başpınar Jandarma Karakolu'na haber verildiği halde ihbara itibar edilmedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sabah 05.00 sıralarında komşu köye sığınan bir vatandaşın, İstanbul'daki oğlunu, oğlunun da Kemaliye Kaymakamını aramasıyla devlet olaydan haberdar oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Köylülerin kendi imkânları ile yaptırdığı okul, cami, köy odaları, imam evi, mahalle odaları, öğretmen lojmanı, yüzlerce hayvan, 5 araç ve 191 ev lav silahları, el bombaları, dinamit ve yanıcı kimyasallarla yakıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Erkekleri kurşuna dizdiler</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ezanın okunduğu sırada camiye giren örgüt mensupları cemaati zorla dışarı çıkardı. 1,5 saat örgüt propagandası yaptıktan sonra tüm erkekler kurşuna dizildi, burada 29 kişi şehadete erişti. Daha sonra köy ateşe verildi ve 214 ev, köy okulu, köy camii, halkevi yakıldı. Yakılan evlerde saklanan 1'i kadın 4 kişi de yanarak şehid oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">33 kişinin şehadetiyle sonuçlanan Başbağlar katliamını yapan zihniyet belliydi ve 2 Temmuz'da Madımak'a misillemede bulunulduğu son derece aşikârdı. Çünkü köylüleri meydanda toplayıp 1,5 saat propaganda yapan ve halkı kurşuna dizen katiller, "Sivas'ın intikamı alındı." diyorlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>PKK katliamı üstlendi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">PKK'nin İmralı Cezaevi'ndeki yöneticisi Abdullah Öcalan yargılandığı sırada mahkemedeki ifadesinde, saldırının PKK'li "Doktor Baran" tarafından düzenlendiğini söylemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşin en ilginç yanı Sivas Davası'nda olaylara karışmadıkları halde ölen 33 kişinin kısası alınır gibi 33 masum insan şehit edildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mağdurların kanının yerde kalması ise mazlum ailelerin acısını ikiye katladı… Yakınlarını kaybeden ve katliamdan sağ kurtulmayı başaran köylüler, adalet istediklerini belirterek, şehitlerinin kanının hâlâ yerde olduğunu dile getiriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Katliamın acısının ilk günkü gibi taze olduğu köyde, şehit edilenler her yıl olayın yıl dönümünde törenle anılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Özellikle yaz aylarında köylerine gelen vatandaşlar, şehitlik anıtında dua edip müzeyi ziyaret etmeyi ihmal etmiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Başbağlar Katliamı ile ilgili 21 PKK'li hakkında dava</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Başbağlar köyünde 33 sivilin şehit edilmesi olayıyla ilgili PKK/KCK elemanı oldukları tespit edilen 21 sanık hakkında 2022 yılında iddianame hazırlandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">PKK/KCK üyesi oldukları tespit edilen A.Ç, A.T, C.Ş, D.K, D.S, E.M, E.K, F.Y, H.S, H.A, H.Y, İ.H.A, İ.T.Y, M.İ, M.D, M.A, N.Ö, S.Ö, S.T, Ş.Ö. ve Ü.B. hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame Erzincan 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Katliamda sorumluluğu bulunan PKK elemanlarının, katliamda kullanılan silahların kriminal incelemesi, tanık ve daha önce birçok farklı eylemlere katılmış örgüt mensuplarının ifadeleri sonucu tespit edildiği belirtildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Soruşturma aşamasında 1'i adli kontrol şartıyla serbest bırakılan ve 20'si hakkında yakalama kararı çıkarılan sanıkların ilk duruşması 17 Ekim 2022'de görüldü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Davanın görülmesine devam ediliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>PKK'nin katliamları, Başbağlar'la sınırlı değil</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">PKK, tarihi boyunca yaptığı katliamlarla sivil ve masum insanların kanını döktü ve dökmeye devam ediyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">PKK'nin katliamlarından bazıları şöyle:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">20 Haziran 1987 Pınarcık Katliamı: 16'sı çocuk 6'sı kadın toplamında 30 kişi katledildi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">10 Haziran 1990 Çevrimli Katliamı: 12'si çocuk 7'si kadın 27 kişi katledildi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">26 Haziran 1992 Susa Katliamı: 10 Müslüman, cami içerisinde kurşuna dizilerek şehid edildi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">11 Haziran 1992'de Tatvan Katliamı: PKK, durdurduğu yolcu minibüsünde 13 kişiyi katletti. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">18 Temmuz 1993 Sündüz Katliamı: 14'ü çocuk 24 kişi katledildi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1 Ocak 1994 Savur Katliamı: 11'i çocuk 21 kişi katledildi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">17 Mayıs 2016 Dürümlü Katliamı: 16 kişi katledildi. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/basbaglar-katliami-unutulmadi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jul 2024 11:36:09 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/07/basbaglar-katliami-unutulmadi.jpg" type="image/jpeg" length="15964"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mısır'da, siyonizm ve Batı destekli 3 Temmuz darbesi]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/misirda-siyonizm-ve-bati-destekli-3-temmuz-darbesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/misirda-siyonizm-ve-bati-destekli-3-temmuz-darbesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mısır’da 3 Temmuz 2013’te gerçekleşen siyonizm ve Batı destekli askeri darbenin üzerinden 11 yıl geçti. Darbenin ardından yönetimi ele geçiren Sisi’nin ülkedeki muhaliflere yönelik baskı ve yıldırma politikası devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">3 Temmuz 2013'te Mısır ve tüm dünya, ülkede ilk defa halkın oylarıyla seçilen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin askeri bir darbeyle görevden uzaklaştırılmasına tanık oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Merhum Mursi'ye yakın isimler dönemin genelkurmay başkanı Abdülfettah es-Sisi’nin, darbeyi Aralık 2012'den beri planladığına dikkat çekiyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi, darbeden önce Sisi ile olumlu bir görüşme yapmış ancak ordu, 1 Temmuz 2013'te televizyonda ültimatom tarzında bir açıklama yayınlamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Devrimden darbeye giden 11 günlük süreç şöyle işlemişti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>23 Haziran 2013</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi tarafından savunma bakanı ve silahlı kuvvetlerin başı olarak atanan Sisi, darbeden bir hafta önce ordunun, hükümet karşıtı protestolar ve karşı gösterilere müdahale etmesi gerekebileceği konusunda bir konuşma yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sisi, "Yüce Mısır halkını korumakla tamamen sorumluyuz. Kim, orduya gelecek herhangi bir saldırıya karşı sessiz kalacağımızı düşünüyorsa yanılıyor. Silahlı kuvvetler hiçbir zaman kamu işlerine veya siyasete müdahale etmeye çalışmadı. Fakat hepimizin ahlaki, ulusal ve tarihi bir sorumluluğumuz olduğunu söylemek isterim. Mısır'ın karanlık bir çatışma, iç çekişme, iç savaş veya devlet kurumlarının çöküş tüneline girdiğini kabul etmeyeceğiz." ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sisi, bu konuşmasından kısa bir süre önce Muhammed Mursi ile bir araya gelmiş ancak söyleyecekleri hakkında hiçbir ipucu vermemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Görüşmeden önce bir grup muhalif protestocu, Savunma Bakanlığına yürümüş ve Sisi'yi Mursi'den iktidarı ele geçirmeye çağırmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2018 yılında Middleeasteye'e konuşan Mursi'nin yakın çalışanı olan üst düzey yetkili, "Ofiste (Mursi- Sisi görüşmesi), en azından ordunun müdahale etmeyeceğinden az ya da çok emindik. Ancak General Sisi'nin 23 Haziran konuşması, bu müdahalenin yapılabileceği düşüncesini biz de oluşturdu." dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yetkili, Sisi'nin birkaç aydır darbeyi planladığına dikkat çekerek, "Çok az kişi bunu bilir ama Sisi, her Perşembe günü Kahire'deki Deniz Kuvvetleri Kulübü'nde muhalefet liderleriyle görüşüyordu. Bu toplantılar, Aralık 2012'deki anayasal krizden bu yana yapılmıştı." ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sisi, kendisini muhalefet ve Mursi arasında tarafsız bir arabulucu olarak sunmuştu ancak 23 Haziran'daki konuşması açıkça muhalefeti desteklediğini gösterdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Mursi sarayı terk etmek istedi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Aynı gün (23 Haziran), Cumhurbaşkanlığını korumakla görevli olan Cumhuriyet Muhafız Komutanı Muhammed Zaki, Mursi ve yardımcılarından İttihadiye Başkanlık Sarayı'ndan ayrılması ve Cumhuriyet Muhafızlarının karargahından çalışmaya başlamalarını istedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Medya ve halk, o zamanlar Mursi'nin yeni yerinden habersizdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi ve ekibine, bir hafta sonra (30 Haziran) yapılması planlanan protestolara karşı yeni sarayın başkanlık sarayından daha güvenli olacağı söylendi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">General Zaki, daha sonra darbeyi düzenleyen Sisi'nin sağ kolu olacaktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>26-29 Haziran: Muhalifler çeteleri aratmadı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Haziran ayının son haftasında, çoğunlukla Mursi ve Müslüman Kardeşler (İhvan) taraftarlarına karşı ülke çapında saldırılar başladı. İhvan'ın siyasi partisinin ülke çapındaki en az 20 ofisi yağmalandı ve yakıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">25 Haziran'da, iki İhvan liderinin Şarkiye eyaletindeki evi ateşe verildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saldırıların çoğu Mursi'nin 26 Haziran'daki uzun bir konuşmasından sonra başladı. Mursi bu konuşmasında bir önceki yılda karşılaştığı zorluklar ve gelecek vizyonu hakkında konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">28 Haziran'dan itibaren Kahire'nin farklı bölgelerinde muhalif protestocular toplanmaya başladı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi yanlısı göstericiler, 21 Haziran'dan itibaren Rabia meydanında oturma eylemi gerçekleştiriyordu. Çünkü Mursi yanlılarının Şubat 2011'de Hüsnü Mübarek'e karşı devrimin başlangıcı olan Tahrir Meydanı'nda protesto düzenlemelerine izin verilmedi. Tahrir'de sadece Mursi muhaliflerinin protesto gösterisine izin verildi.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Tahrir'de, kendileri Mursi'ye karşı olan genç liberaller, devrik Mübarek'in meydanda büyük resimlerine itiraz ettikleri için bir dizi çatışma meydana geldi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">29 Haziran'a kadar saldırılar daha da yayıldı ve kötüleşti. Mursi'nin Özgürlük ve Adalet Partisi (FJP) ve Müslüman Kardeşler ile bağlantılı ofislerine silahlı çeteler saldırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İskenderiye'de genç bir Amerikalı öğrenci olan Andrew Pochter, muhaliflerin protestosunu çekerken öldürüldü. En az yedi Mursi taraftarının da katledildiği bildirildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hollandalı bir gazeteci de dahil olmak üzere en az yedi kadın cinsel tacize uğradı ve bazıları da çetelerin tecavüzüne maruz kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>30 Haziran: Kitlesel protestolar</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">30 Haziran'da Mursi hala Cumhuriyet Muhafızları karargahındaydı. Ancak protestocular İttihadiye Başkanlık Sarayı'na doğru yürüdüler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Protestocular orduyu açıkça müdahale etmeye çağırıyorlardı. Ordu, ülke çapında 675 bin protestocunun toplandığını ileri sürmüştü ancak resmi tahminlere göre, Mursi yanlısı göstericilerin sayısı muhalif protestocularının sayısına eşit ya da daha fazlaydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ancak o gün birçok gazeteci Mursi karşıtı protestoları daha çok gösteriyor ve işliyordu. Mursi yanlısı göstericilerin toplandığı Rabia veya Nahda'ya çok az gazeteci gitmişti. Dünyanın gözleri Mursi karşıtı protestoların üzerindeydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>1 Temmuz: Sisi'nin ültimatomu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yaklaşan bir darbenin birçok işaretine rağmen, cumhurbaşkanlığı yetkililerinin çoğu son güne kadar iyimserdi. Bunun sebebi sinsi Sisi'nin hala arabulucu rolünü oynadığına inanan Mursi'den aldıkları güvenceden kaynaklanıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1 Temmuz akşamı Mursi, Sisi ile Cumhuriyet Muhafızları kışlasındaki ofisinde buluştu. Cumhurbaşkanlığı yetkilileri aynı saatlerde son dakika haberi olarak geçen ordu tarafından televizyonda yayınlanan bir bildiriyi izliyorlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Arka planda Sisi'nin bir resmi vardı ve konuşan kişi Mursi'ye ültimatom vererek, eğer toplumsal talepleri tatmin edecek bir "yol haritası" ortaya koyamazsa, müdahale edebileceği uyarısı yaptı. Ordu, ülkedeki krizin çözümü için 48 saatlik bir süre tanıdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi, ültimatomdan haber aldıktan sonra ordunun verdiği bu ültimatomu reddederek uzlaşma için kendi planlarını uygulamaya koyacağını söyleyip ordudan bu ültimatomu geri çekmesini istedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>2 Temmuz: Mursi'nin teklifi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi, 2 Temmuz Salı günü Sisi ile tekrar bir araya geldi. Mursi, Sisi'ye yeni bir başbakan atanması, anayasa değişikliği ve bir uzlaşma komitesi de dahil olmak üzere tam bir kabine değişikliğini önerdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi, Sisi'ye bunun krizi sonlandırmak için yeterli olup olmadığını sordu. Sisi, "Evet, yeterli. Bu öneriler muhalefetin talep ettiğinden bile daha fazla." dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sisi'nin, bu önerileri muhalefete göstermek için yazılı ifadeyi alması gerekiyordu. Sisi, Mursi'ye, bu önerileri muhaliflerle görüşeceğini, ardından "kısa süre içinde tekrar dönüş yapacağını" söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sisi'nin geri dönüşü yaklaşık 5 saat sürdü. Akşam saat 21.00'de Mursi ile temasa geçti ve muhalefetin anlaşmayı onaylamadığını bildirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>3 Temmuz: Sisi kontrolü ele geçirdi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">3 Temmuz Çarşamba günü, Sisi yine muhalefetle bir araya geldi ve onlara Cumhurbaşkanı Mursi'nin önerisini sunduğu iddia edildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ancak muhalif siyasetçi Mona Makram Ebid, daha sonra yaptığı açıklamada Sisi'nin, iddia edildiği gibi Mursi'ni önerilerini sunmadığı, kendi planını ve yol haritasını sunduğunu itiraf etmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sisi'nin, Mursi ile buluşarak işlerin sorunsuz ilerlediği ve gerçekten bir anlaşma yapmaya çalıştığı izlenimini vermeye çalıştığı anlaşılıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi'nin dışişleri danışmanı Essam El Haddad, bir önceki akşam Norveç büyükelçisi Tor Wennesland ile bir görüşme gerçekleştirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Haddad, Wennesland'a, Mursi müttefiklerinin orduya veya muhalefete güvenmediği için Mursi'nin şimdi geri çekilmesinin zor olduğunu ve taviz veremeyeceklerini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Silahlı kişilerin Mursi yanlılarına ateş açması sonucu 16 kişi öldü, 200'den fazla kişi yaralandı. Ülkenin pek çok yerinde benzer saldırılar oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi, kendisini destekleyenlere barışçı direnme çağrısında bulundu ve uzlaşı hükümeti kurulmasını önerdi ancak Savunma Bakanı es-Sisi, verilen sürenin sona ermesinin ardından ordunun yönetime el koyduğunu açıkladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sisi, ordunun kontrolü ele aldığını duyurmak için televizyonda konuşurken, Mursi ve kıdemli danışmanlarının çoğu Cumhuriyet Muhafızları başkanı Zaki tarafından gözaltına alındı. Mursi de aynı gün alıkonuldu ve bilinmeyen bir yere götürüldü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi, 17 Haziran 2019'a yargılandığı darbeci mahkemede şehid oldu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Birçok uluslararası gözlemci ve insan hakları kuruluşu Mursi’nin vefatından Sisi rejimini sorumlu tuttu. Ancak belirtilmelidir ki Mursi’nin vefatında ve diğer Müslüman Kardeşler üyelerinin hapishanelerde zor koşullar altında ve tıbbi müdahaleden mahrum bırakılarak bir anlamda ölüme terk edilmelerinde, Sisi rejiminin sorumluluğu olduğu kadar tüm uyarılara rağmen Kahire’ye destek veren uluslararası aktörlerin de sorumluluğu var. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/misirda-siyonizm-ve-bati-destekli-3-temmuz-darbesi</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jul 2024 15:30:08 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/07/misirda-siyonizm-ve-bati-destekli-3-temmuz-darbesi.jpg" type="image/jpeg" length="21950"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şeyh Said Efendi rahmet ve minnetle anılıyor]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/seyh-said-efendi-rahmet-ve-minnetle-aniliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/seyh-said-efendi-rahmet-ve-minnetle-aniliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şeyh Said Efendi ve 46 arkadaşı, Şark İstiklal Mahkemeleri tarafından şehid edilişlerinin 99'uncu yıldönümünde, rahmet ve minnetle yâd ediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarihin unutulmaz hadiselerinden biri olan Şeyh Said Kıyamı; 13 Şubat 1925'te, Dara Hênê (Hani) vilayetinin Eglê (Eğil) bucağına bağlı Piran (Dicle) köyünde başladı. Osmanlı'nın çöküşünden sonra İslam'a verilen zararlardan endişe eden ve endişesini de gittiği her yerde dile getiren Şeyh Said Efendi, sahip olduğu her şeyi bu mücadele uğruna feda etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeyh Said ve 46 yareninin, 29 Haziran 1925'te Şark İstiklal Mahkemeleri tarafından Diyarbakır'da idam edilmelerinin üzerinden 99 yıl geçse de İslam adına verilen bu mücadeleyi Müslüman Kürd halkı hiçbir zaman unutmadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem Allah ve dini içindir" sözünü tarihe kazıyan Şeyh Said Efendi'nin mücadelesi, bazı kesimlerin dillendirdiği gibi kavmi ve entinisiteye dayanan bir süreç de değildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Şeyh Said Efendi kimdir?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1865 bir rivayete göre 1866 yılında Elazığ'ın Palu ilçesinde dünyaya geldi. Çocukluğunu, Palu ve Hınıs'ta geçirdi. Babası Şeyh Mahmud Fevzi'nin o zamanlar Palu, Piran ve Hınıs'ta medreseleri vardı. İlmi tahsilini babası Şeyh Mahmud Fevzi'nin medreselerinde, bölgenin en birikimli âlimlerinin yanında yapan Şeyh Said, Palu'da Şeyh Hasan, Muş'ta Molla Muhammed, Malazgirt'te Molla Musa ve Molla Abdulhamid'in yanında okudu. Şeyh Said özel bir eğitime tabi tutularak en yetenekli mollalardan İslami ilimler alanında ciddi bir eğitim aldı ve medresede ders vermeye başladı. Babasının vefatıyla medrese ve tekke hizmetlerini yürütme vazifesi, ailenin büyüğü olan Şeyh Said'e kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeyh Said, kendi dönemindeki âlimler içerisinde en muteber âlimler arasındadır. Klasik medrese usulüne vakıf olan Şeyh Said Efendi'nin, astronomi, felsefe, geometri (hendese), matematik gibi ilimleri de iyi bildiği belirtilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeyh Said'in Kürdçe'nin Kırmanci ve Zazaki lehçelerinin yanı sıra Arapça, Farsça, Türkçe, Urduca ve Ermenice dillerini bildiği nakledilir. Ermeniceyi, Palu ve Hınıs'ta yaşayan Ermenilerden öğrenmiştir. Şeyh Said Efendi hakkında; Hıristiyanlığa ciddi derecede vakıf olduğu da söylenir. Ermeniler birçok konuda anlaşmazlığa düştüklerinde Şeyh'in yanına gelirler ve onun hakemliğinde problemlerini hallederlerdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Kemalist rejimin İslam ve İslami değerlere saldırıları kıyama neden oldu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tarihin unutulmaz hadiselerinden olan Şeyh Said Kıyamı; 13 Şubat 1925'te, Dara Hênê (Hani) vilayetinin Eglê (Eğil) bucağına bağlı Piran (Dicle) köyünde başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Halifeliğin kaldırılması, "Türk Ulus Devleti"nin oluşturulması ve yeni sistemin dayatmaları sonucu, İslami kurumlar kapatılmış, İslami eğitim sistemi lağvedilmişti. Bu gidişatın zulüm olduğuna ve buna karşı durulması gerektiğine inanan Şeyh Said Efendi, kıyamdan çok daha önce bölge şeyh ve ağalarına gönderdiği mektuplarda, Kemalist sistemden şikâyet ediyor, ayağa kalkma (kıyam) fikri öneriyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayaklanmanın niteliğine vakıf olmak adına Şeyh Said'in bazı mektuplarına göz atılabilir. Urfa'daki Milli Aşireti Reisi Halil Bey'e gönderdiği mektupta, Şeyh Said Efendi şu ifadelere yer verir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Şimdiki hükümet İslam Hilafetini, Saltanatı, meşihatı İslamiye'yi (Şeyhülislam Makamı) ve ilim medreselerini ilga etmiş, Evkaf Nezaretini (Vakıflar Bakanlığı) kâfirlik maarifine ilca etmiş (çevirmiş), kadınlık mesturunu (örtünme) kaldırmış, zinayı ve içki içilmesini, kadınların yabancılarla dans yapmasını mübah kılmış, bu gibi fuhşiyata mahsus mesela dans salonu, tiyatro, sinema, bar ve umumhane gibi geniş binalar inşa etmişler, Allah (celle celaluhu) ve Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) dini olan dinimizle istihza (alay) etmekte bulunmuşlar, onların namına olarak ahkâmı İslamiyeyi tahkir ve İslamiyet'in esaslarını değiştirmişler, erkânı sarsmışlar, dine karşı ve bu din erbabına karşı ilan-ı harp eylemişler. Allah Taala din ve Şeriatın intikamını almaya başlamıştır. Himmetinizden muavenet talebinde bulunuyorum, bütün aşiretlerinize bildiriniz." </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Kıyamın başlangıcı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeyh Said, yeni rejimin yapısından hiç hoşnut değildir. İslam ve İslami değerlere saldırıları nedeniyle Kemalist rejime karşı koymayı düşünür. Nitekim 27 Aralık 1924'te Hınıs'tan Kırıkhan köyüne gelir. Mir Selim-ê Zirkani ile bölgenin tüm ileri gelenleri, Şeyh Said Efendi'yi burada ziyaret eder. Şeyh Said Efendi, kıyam kararını ilk olarak burada açıklar. Bu karar, "Şeriat-i Ğarra-i Ahmediyye" için harekete geçmektir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">15 Ocak günü Genç'e geçen Şeyh Said, burada bulunduğu yedi gün içinde, Solhan, Melikhan, Karakoçan, Çan nahiyesi şeyhleri, Karlıova, Cibran aşireti reisi ve Genç ağaları ile bir araya gelir. Burada yapılan istişareler, alınan önemli kararlar, hemen her tarafa bildirilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Durumdan haberdar olan Kemalist rejim, kıyamı doğmadan boğmak için Piran'da bir provokasyon sahneye koyar. Şeyh Said'in 1926'da başlaması öngörülen kıyamı erken doğuma zorlanır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Devlet tarafından hazırlanmış 12 kişilik bir müfreze, Şeyh Said Efendi Piran'da bir düğündeyken oraya gelir. Yöredeki mahkûmlar da herkes gibi Şeyh Said Efendi'yi dinlemek için gelmiştir. Askeri müfreze, "Mahkûmları götüreceğiz" diye ısrar eder ve silah patlatır. Çıkan çatışmada, Hasan Tahsin isminde bir müfreze mülazımı ölür, birkaç asker yaralanır, diğerleri esir alınır. Böylece kıyam, zamanından önce başlamış olur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Bu kıyam, İslam'ın bu topraklarda yeniden hâkim kılınması içindir"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeyh Said kıyamı, kısa bir sürede üç koldan yayılmaya başlar. Kıyamın en büyük eksikliği askeri önderliğin olmayışıdır. Kıyam saflarındaki Miralay Halid Bey ve arkadaşlarının bir yıl önceden gözaltına alınması, askeri tecrübesi olmayan kıyam önderlerinin taktik ve strateji geliştirmesini engeller.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kıyam rehberi Şeyh Said, 14 Şubat 1925 günü, yani Piran hadisesinden bir gün sonra ilk yazılı emrini verir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Bismillahirrahmanirrahim. Bizler İslam'ın ve İslam Peygamberi'nin yüceltileceği ve zalim Mustafa Kemal'in kendi eliyle kurduğu hükûmetin zevale uğratılacağı ve onların yeryüzünden silineceği bir zamana girmiş bulunuyoruz. Cihat etmek her Müslümana farzdır. Bu kıyam, İslam'ın bu topraklarda yeniden hâkim kılınması içindir. Bu çağrı, sizin Müslüman kabilenizin bu büyük cihada katılması içindir. Bu davete içtenlikle 'Lebbeyk' diyeceğinize inanıyorum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ey insanlar! İslam'ı bu kâfirlere karşı koruyalım. Aksi takdirde bu kâfir hükûmet, bizi de kendisi gibi yapacaktır. Bunun için, ona karşı cihat etmek farzdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Emir'el- Mûcahidin Seyyid Mûhammed Said el- Naqşibendi"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Piran'daki olay duyulur duyulmaz, Kürdistan'ın bütün aşiret reisleri Karakoçan'ın Çan nahiyesinde toplanıp karar alır. Bölgenin tanınmış âlimlerinden Şeyh Ahmed Efendi'nin türbesinin yanında, kıyama ihanet edilmemesi için Kur'an-ı Kerim üzerine yemin edilir. Bu plan gereğince cepheler ve bu cephelerin komutanları belirlenir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Kemalist rejimin oyunları</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hareketin başlangıcında Fethi Okyar, kıyama biraz daha ılımlı baktığı için, Mustafa Kemal'in emri ile istifa ettirilip onun yerine "Biz hocaları ortadan kaldırmadıkça, hiçbir şey yapamayız" diyen İsmet İnönü, başbakan yapılır. Takrir-i Sükûn kanunu çıkarılarak Şark İstiklal Mahkemeleri kurulur.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Müslümanların, Şeyh Said önderliğindeki kıyamını silahla durduramayacağını anlayan Kemalist rejim, para karşılığı satın aldığı uşaklarını kıyam erlerinin arasına sokarak hareketin rotasını değiştirmeye çalışır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şubat ayının sonlarında bazı aşiretler, Kemalist rejimin tehdit ve telkinleriyle, Şeyh Said'e biat etmelerine rağmen O'nu arkadan vurur. Bu durum, harekette bir dönüm noktası olur ve artık her şey rejimin lehine işlemeye başlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kıyamın Diyarbakır önlerinde durduruluşu acı felaketi getirir. Diyarbakır merkezde rejim tarafından yönetilen provokatörler "Bıji Şeyh Said" sloganları ile hırsızlık yapar, hatta namusa saldırır. Ne var ki ahali bu durumdan çok da haberdar değildir. Bu provokasyonlar, Diyarbakır halkının Şeyh Said ve yarenlerine istenilen düzeyde yardım edilmesini engeller.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kaldı ki silah ve teçhizat eksikliği de kıyamın başarısızlığının en büyük nedenlerinden biridir. Çevre illerden ele geçirilen topları kullanabilecek hiç kimse yoktur. Bundan dolayı ele geçirilen ağır silahlar tahrip edilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Unutulmayacak büyük ihanet</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeyh Said'in bacanağı Binbaşı Kasım, Şeyh Said kuvvetleri ile beraber idiyse de aslında Kemalist rejim tarafından satın alınmıştır. Binbaşı Kasım, Şeyh Said ve hareketin seyri hakkında rejime her zaman bilgi verir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeyh Said ve beraberindekiler, 14 Nisan'da, doğuya doğru yola koyulur. 15 Nisan'da Muş'taki Abdurrahman Paşa Köprüsü'ne geldiklerinde, Şeyh Said Efendi, bizzat bacanağı Kasım Bey tarafından esir alınır ve Kemalist rejime teslim edilir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu ihanet Kürd tarihindeki ne ilk, ne de son ihanettir. Şeyh Said Efendi, kıyamı süresince 3 kez büyük ihanete uğrar. Biri, Malatya üzerine yürürken Alevilerden, biri Kiğı üzerine yürürken Kürd milliyetçisi Xormek aşiretinden, sonuncusu ve nihai darbeyi ise bacanağı Binbaşı Kasım Bey'den alır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Şeyh Said savunmasını verir</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Daha sonra baskı, zulüm ve katliam dolu günlerde, Şeyh Said ve arkadaşları tutuklanarak Diyarbakır'a getirilir. Ardından Şeyh Said Efendi, zulümleri ve katliamları meşrulaştıran dönemin Şark İstiklal Mahkemelerinde yargılanır. "Yargılama" sürecinde konuşan Şeyh Said, savunmasında, İslam hukukundan hareketle kıyamın vacip olduğunu, sistemin halka zulmettiğini, küfrün yayılmaya başladığını, İslam'a saldırı olduğunu belirterek hareketinin başlama sebeplerini anlatır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>İdam sehpasına çıkışı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeyh Said, bugün Diyarbakır'ın merkez Sur ilçesinde kendi adıyla anılan "Şeyh Said Meydanı'nda" idam edilir. 97 yıl önce 46 arkadaşıyla beraber idam sehpasına çıkarılan Şeyh Said Efendi'nin yüzünde ve hareketlerinde hiçbir korku ya da tereddüt olmamakla beraber tekbirlerle idam sehpasına gittiği o günün tanıkları tarafından anlatılagelmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Müslüman halkın dini ve kültürel değerlerine karşı İttihat ve Terakki zihniyetinin başlattığı süreçte yaşanan zulümlere karşı durduğu için hedef alınan Şeyh Said ve yarenlerinin şehid edilmesinin ardından, Müslüman Kürd halkı üzerinde büyük bir zulüm furyası başlatılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sürgünler ve toplu katliamlarla beraber İslami değerlere karşı tasfiye süreci işletilir. Bu dönemde binlerce insan katledilir. Toplumun önderleri konumunda olan birçok âlim idam edilir. Kadın, çocuk, yaşlı demeden insanlar hayattan koparılır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Kıyam, tamamen İslami bir endişe ile gerçekleştirildi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeyh Said'in mücadelesi bazı kesimlerin dillendirdiği gibi kavmi, entinisiteye dayanan bir süreç değildi. Bu anlamda gayret içerisine girenler bu büyük zatı bir bölgeye, bir halka münhasır kılarak milliyetçi/ulusalcı bir karaktere büründürerek, onu Müslüman milletlerden zihni ve duygusal olarak koparmayı hedeflemektedir. Şeyh Said Efendi'nin mücadelesi Kürdistan'a hapsedilecek ve sadece Müslüman Kürd halkının özeline indirgenecek bir kıyam değildi. Bu mücadele tarih boyu var olan hak-batıl mücadelesinin örneklerinden biriydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cumhuriyetin ilanından sonra Hilafet kurumunun lağvedilmesi ve İslami değerlere olan saldırılar, Osmanlı bakiyesi topraklarda tüm Müslüman halklarda olduğu gibi Kürdler üzerinde de çok büyük olumsuz etkilere neden oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kemalist sistem Türk etnik ulusçuluğunu siyasal sisteme dönüştürürken bu toprakların asli unsuru olan Kürdleri dışlamıştı. Bütün bu gerekçelerin tamamı Şeyh Said hareketine zemin hazırlamıştı. Şeyh Said Efendi ve tüm Kürd ileri gelenleri, durum değerlendirmesi yapmış ve Kemalist rejimin İslam düşmanlığına karşı çıkılmaması durumunda bu vebale ortak olunacağına kanaat etmişlerdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Ne ben Hazreti Hüseyin'den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeyh Said, mücadelesinin ilk aşamalarında çoğu zaman ailesinden uzak kalıyordu. Zamanını, İslami değerleri ayakta tutma mücadelesine adıyordu. Bu süreçte hanımıyla çok dikkat çekici bir diyalog yaşayan Şeyh Said, şu dersi veriyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine de bunlara karşı çıkacağım. Ne ben Hazreti Hüseyin'den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bunlara karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi 'Ey Said! Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah'ın emirlerini ayaklar altına almışlar. Evet, ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Mücadelem Allah ve dini içindir"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şeyh Said Efendi, idam edilmeden önce varlık gerekçesini ortaya koyarak, "Değersiz dallarda asılmama pervam yoktur. Muhakkak ki mücadelem Allah ve dini içindir." şeklindeki tarihi ifadeleri haykırmış, kendinden sonra gelecek nesillere hem davasının mefhumunu anlatmış hem de zalimlerin yüzüne karşı hakkı dile getirmişti. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/seyh-said-efendi-rahmet-ve-minnetle-aniliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Jun 2024 17:25:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/06/seyh-said-efendi-rahmet-ve-minnetle-aniliyor.jpg" type="image/jpeg" length="95287"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[PKK'nin kanlı tarihinden bir kesit: Susa Katliamı]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/pkknin-kanli-tarihinden-bir-kesit-susa-katliami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/pkknin-kanli-tarihinden-bir-kesit-susa-katliami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[90'lı yıllarda mütedeyyin insanlara hayat hakkı tanımayan PKK'nin, 32 yıl önce Diyarbakır'ın Silvan ilçesi Susa köyündeki camide katlettiği 10 muvahhit Müslüman, şehadetlerinin yıldönümünde rahmet ve minnetle yâd ediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">PKK'nin bölgede işlediği katliamlar dizisinden "Susa Camii Katliamı", aradan geçen 32 yıla rağmen zihinlerdeki canlılığını koruyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyarbakır'ın Silvan ilçesine bağlı Susa (Yolaç) köyünün mescidinde ibadet eden Müslümanlar, 26 Haziran 1992 yılında, yatsı namazından sonra camide PKK tarafından kurşuna dizilmiş, katliamda 10 Müslüman mazlumca şehid edilirken, 5 kişi de yaralanmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünden bugüne Müslüman Kürd halkına zulmederek büyük acılar yaşatan, inancıyla savaşan PKK, Susa köyündeki işbirlikçilerinden aldıkları destekle bir mabedin dokunulmazlığını çiğneyerek 15 köylüyü sırf onlar gibi düşünmedikleri için kurşuna dizmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">10 kişinin şehid olduğu bu saldırı Kürdistan tarihinde de bir ilk olmuştu. Çünkü Cumhuriyetin ilk dönemlerinde camiler ahırlara çevrilmiş, Kur'an dersi yasaklanmış, halkın dinine savaş açılmıştı ancak 26 Haziran 1992 tarihine kadar bir cami basılıp topluca katliam yapılmamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Susa katliamı, Kürdistan topraklarında, İslam'a düşmanlığın, İslam'ın kutsiyetlerine tahammülsüzlüğün, İslam'ın şiarlarına karşı küstahlığın ve dinine bağlı Müslümanlara duyulan kin ve adavetin mücessem hali olarak ortaya çıkmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Susa, Diyarbakır'ın Silvan (Farqîn) ilçesine bağlı 90 hanelik bir köydü. Diyarbakır'a 80, Silvan'a ise 5 kilometre uzaklıkta bulunan Susa köyü, dindar kimliği ve gayri İslami her türlü oluşum ve yapıya tavizsizliğiyle bilinirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>26 Haziran 1992 Cuma gecesi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Etnik milliyetçilikle dinsiz komünizmin Kürd milletine dayatıldığı bir dönemde Kürdistan coğrafyasında varlık gösteren İslami camia, il, ilçe, belde, köy demeden bu ilahi davayı tüm insanlara ulaştırmaya çalışmış, bunun için de ağır bedeller ödemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Susa köyü de bu İslami çağrıya olumlu cevap veren ve camisinde adeta nebevi bir eğitimle insanları İslam davasına davet eden bir köy olmuştu. Susa köy camisinde Kur'an dersi ve siyer dersleri yapılmaya başlanmış, insanlar bir kez daha nebevi iklimin tadına varmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak karanlık yapıların bölgedeki tetikçisi PKK, köyde yayılan İslam nurunu çok geçmeden fark etmiş, bütün bölgede olduğu gibi Susa'da da kendisinden başka bir anlayışın varlığına tahammül etmemiş ve izni dışında yapılacak olan her türlü İslami çalışmaya müsaade etmek istememişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çeşitli hile, desise ve tehditlerle bu nuru söndürmek istediler. Böylece hak ve batıl mücadelesi Susa'da da başlamış oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cami cemaati her zaman olduğu gibi 26 Haziran 1992 Cuma günü akşam namazını kıldıktan sonra camide oturmuş, yatsı namazını beklemişti. Yatsı ezanının okunmasıyla camiye gelen birkaç kişiden sonra camide 15 kişi toplanmış, cemaat yatsı namazına durmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Müslümanlar namaz kılarken gözü dönmüş canilerin, caminin etrafını kuşatmakta olduğunun farkına varmamış, gelen ayak seslerini hayvanların ayak sesleri zannına varmışlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Oysaki olay tamamen farklıydı. Kendi kimliğiyle dahi Müslümanların karşısına çıkacak kadar cesur olamayan hain örgütün elemanları, giydikleri asker elbiseleriyle camiyi basmış, "arama var" diye cami cemaatini camiden çıkararak cami avlusunda esir almışlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cami cemaatini zorla dışarı çıkaran asker görünümlü PKK'li katillerin dini mukaddesatlara hakaretlerinin yanı sıra "Çağırın Allah'ınız gelsin sizi kurtarsın!" tarzı lafları, aslında birazdan işlenecek vahşetin habercisiydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Artık şehadetin kokusunu alan Müslümanların yüksek sesle getirdikleri tekbirlerle açılan ateşler vahşet ve katliam kusmuş, 15 mü'min, muvahhid ve mustazaf vahşice katliama maruz bırakılmıştı. Caminin avlusu kan gölüne dönmüş, insanlık bir kez daha büyük bir vahşete tanıklık etmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Susa katliamında Hacı Ahmet ve oğlu Muhammed Emin Kantar; Zeki, Medeni, Said ve Meki Fidancı kardeşler; Muhammed Ali Uslu, cami imamı olan Abdulhalik Ugaş, Adnan Kantar ve Hüseyin Çetinkaya şehit olmuş, 5 kişi ise yaralanmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Silvan'a 2 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen haberdar edilen jandarma ekipleri sabaha doğru gelmiş, dava arkadaşları ve yakınları sabaha kadar şehitlerin başucundan ayrılamamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>PKK katliamı üstlendi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Susa katliamı daha sonra aynı yılın temmuz ayı içinde PKK tarafından üstlenilmiş ve kendi yayın organları olan Serxwebun üzerinden "gururla" duyurulmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Katliam, o dönemdeki gazetelerde de geniş yer bulmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Katliamın tanıkları anlatıyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1992 yılında PKK tarafından Susa Camii'nde kurşuna dizilerek katledilen 10 cami yareninden olan 4 kardeşin babası Hacı Mustafa Fidancı, 16 Ocak 2019'da vefat etmiş, vefatından 2 yıl önce İLKHA'ya yaptığı açıklamada katliam gününü anlatmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Merhum Fidancı, "Katliamın olacağı gün tarladaydım, akşam saatlerinde işimiz bittikten sonra yavaş yavaş köye dönüyordum. Gelirken baktım birisi, tütün tarlasının yanında, başını çıkarmış bekliyor. Birbirlerine 'Öldürelim mi?' diye soruyorlar. Biri de 'Yok öldürme, camide hepsi toplanınca o zaman öldürelim. Şimdi gürültü çıkarma' dediğini duydum. Oğlum Muhammed Said de önümde yürüyordu, o duymadı ama ben ve küçük oğlum Zeki duyduk. Eve geldiğimde yeğenim, kardeşimin bizi evine misafirliğine davet ettiğini söyledi." ifadelerini kullanmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Hani Allah-u Ekber diyordun, Allah-u Ekber'in gelsin seni kurtarsın!' diyorlardı"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Baba Fidancı, "Katliamdan önce köylülerden biri PKK'lilere, 'Benim de çocuğum onlarla beraber, ne yapsanız ayrılmaz. Camiye saldıracağınız gece bize haber verin, oğlumu dışarı çıkarın, kalanları öldürün' diyerek anlaşıyor. Camide böyle bir şeyin olacağı aklımın ucundan dahi geçmezdi. 'Nasıl Müslüman bir köyde camiye saldırı olur' diye düşünüyordum. PKK'lilerden biri caminin önünde gizli bir yere geçip kimin camiye girip çıktığını, kaç kişi olduklarını takip etmiş. Orada camidekilerin elleri bağlanırken Abdussamed isimli biri kendini çözüp kurtuluyor. Biz de misafirlikte oturuyorduk, baktım silah sesi geldi. Dışarı çıkınca bütün evlerin damı PKK'lilerle doluydu. Şehit Hacı Ahmet Kantar PKK'lilerin üzerinde asker üniforması olduğundan dolayı onların jandarma olduğunu söyledi. Hatta 'askerlere' camidekilerin gariban insanlar olduğunu söylemek için gitti. Gittiği gibi baskına gelenlerden biri,  'Bu da onlardandır' deyip hemen ellerini bağlayıp duvar dibine götürdüler. Caminin oraya geldik, benle Molla Hüsnü'ydük. O benim önümdeydi, beni duvar dibine çekti. Gece olduğu için görünmüyorduk. Camiye baktığımızda Şehit Hüseyin Çetinkaya'yı kovaladıklarını gördük. Hüseyin'i kovalayanlar ona, 'Hani Allah-u Ekber diyordun, Allah-u Ekber'in gelsin seni kurtarsın' diyorlardı. Onların bu sözleri üzerine Şehit Hüseyin de tekbir getirdi, onu orada şehit ettiler." diye anlatmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Evlerimizi yakmak için benzin getirmişlerdi"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">O gece köye çok sayıda PKK'linin geldiğini dile getiren merhum Mustafa Fidancı, "Gelen PKK'liler evlerimizi yakmak için yanlarında benzin de getirmişlerdi. Köyde evler birbirine bitişik olduğu için evlerimizi yakmadılar. Yoksa yangın onlarla işbirliği yapan köylülerin de evine sıçrardı. Camidekileri şehid ettiler. Şehid naaşlarının başına gittik, bizim hiç silahımız yoktu. Yanımdakilere yaralıları kontrol etmelerini söyledim ve ardından aracımız için şoför aramaya çıktım. Bizim arabamız vardı ama şoförümüz yoktu. Bir kaç eve gittim, korkudan şoför vermediler. Muhtarın evine gittim, yakınlarımıza telefon açmak için orada da baktım ki telefon kablosunu kesmişlerdi. O şekilde 4 oğlum şehit oldu." diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Yatsı ezanı okundu, kamet getirildi ve namaz için saf tuttuk"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Susa camiinde yaşanan vahşetin tanığı Abdussamet Fidancı, olay günü yaşanan vahşeti anlatırken o günleri yaşar gibiydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Abdussamet Fidancı, o meşum geceyi şöyle anlatıyordu: "26 Haziran 1992 Cuma gecesiydi. Akşam ve yatsı namazı arasında Kur'an-ı Kerim okumak için camiye gittik. Yatsı ezanı okundu, kamet getirildi ve namaz için saf tuttuk. Namazın bitimiyle beraber, Şehid Hüseyin bana 'Şêxo babamla görüşmüş, babam şu an sizin evde. Sen git bakalım bu görüşme neyin nesiymiş öğren.' dedi. Ben de camiden çıktım ve eve doğru yürümeye başladım. Yolda birkaç kişi kolumdan tutarak, elimi bağladılar. Biri sivil elbiseli, diğerlerinin üzerinde asker elbisesi vardı. Ellerimi bağlayarak beni camiye getirdiler. Camide 15 kişi vardı, içeriden sesler gelmeye başladı. 'Biz askeriz, kıpırdamayın.' diyorlardı ancak hakaret ediyorlardı. Bunun üzerine camidekiler, 'Hem Allah'ın evine ayakkabılarınızla giriyorsunuz hem de yaşlılara hakaret ediyorsunuz.' dediler. Şehid Hüseyin ise  'Neden evlerimiz dururken bizi camide arıyorsunuz, hem burası ibadet yeridir, burada namaz kılınıyor. Buraya böyle ayak basarak giremezsiniz. Sizin hiç mi Allah'tan korkunuz yok?' diyerek onların yüzüne tükürdü."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"PKK'liler camiyi basmadan önce evleri dolaşmış ve köylüleri tehdit etmişti"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">PKK'lilerin asker kıyafeti giydikleri için kendilerini ilkin asker zannettiklerini söyleyen Fidancı, olayın devamını şöyle anlatıyordu:  "Ancak hareketleri ve ayaklarında mekap marka ayakkabıyı görünce bunların PKK'li olduğunu anladık. Daha sonra herkesin elini bağlayıp, caminin dış duvarı önünde sıraya dizdiler. Hüseyin'i almak istiyorlardı ama o direniyordu. Benim de elim bağlıydı ancak ip gevşekti, ben de kaçmayı düşündüm. Ellerimi çözüp kaçmaya başladım, 'Dur yoksa ateş ederiz.' dediler ama ben kaçmaya devam ettim. Nefes nefese eve vardım, durumu anlattım. Asker kılığında PKK'lilerin camiyi bastığını ve onları öldüreceklerini söyledim. 'Hemen köylüleri toplayıp, yardıma gitmemiz lazım.' dedim. Ama PKK'liler camiyi basmadan önce evleri dolaşmış ve kimse dışarı çıkmasın diye köylüleri tehdit etmişti. 15 dakika sonra silah seslerini duyunca, camiye koştum, gördüğüm manzara dehşetti, bunun adı katliamdı. PKK'liler bu alçakça katliamı işledikten sonra kaçmıştı, cami önünde kurşuna dizilen 15 arkadaşımızdan 10'u şehid olmuştu. 5 kişi de yaralanmıştı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"15 kişinin caminin avlusunda vahşice kurşuna dizildiğini gördük"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Katliamın tanığı Mehmet Hafız Fidancı da yaptığı açıklamada cami avlusunda o güne kadar duymadıkları ve görmedikleri bir manzara ile karşılaştıklarını ifade ediyor ve şunları anlatıyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">"Saat 22.00 sıralarında silah sesleri üzerine camiye koştuk. Camiye gittiğimizde 15 kişinin caminin avlusunda vahşice kurşuna dizildiğini gördük. Kimi vefat etmiş, kimi yaralı bir şekilde yerde yattıklarını gördük. Cenazeleri bir tarafa kaldırdık. Yaralıları hastaneye götürme çabasında bulunduk. Arabaların tekerleklerinin patlatıldığını söylediler. Şehid Medeni'nin arabası vardı. Kendisi sırtından yaralıydı. Bize belinin bağlanmasını söyledi. Çünkü kan kaybediyordu. Biz de belini bağladık. Bize arabasının anahtarının yerini söyledi. Biz de aldık, yaralıları arabaya koyduk. Yoldayken Medeni şehid oldu."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Bir vahşet sahnesi ile karşılaştık"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Cami avlusunda o güne kadar duymadıkları ve görmedikleri bir manzara ile karşılaştıklarını ifade eden Fidancı, şöyle devam ediyordu: "Biz sabaha kadar şehit ve yaralılarla uğraştık. Tabi bazı köylüler geldi. Korkularından dolayı gelmeyenler de vardı. Çevre köylerden de gelenler oldu. Diyarbakır'dan, Silvan'dan gelenler de oldu. Gerçekten o zamana kadar duymadığımız, görmediğimiz bir olay ile karşı karşıya idik. Allah şahadetlerini kabul etsin."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"Camiye gitmek suç ise bu suçu biz peşinen kabul etmişiz"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">PKK'nin köy halkını camiye gittikleri için sürekli tehdit ettiğini ve 'köy camisine baskın yapılacak' duyumlarını aldıklarını belirten Fidancı, "O olaydan önce bizim kendi şahsımıza bir şey diyen olmadı. Ama 'PKK'liler tarafından camiye baskın olacak' şeklinde duyumlar alıyorduk. Biz 'Ne pahasına olursa olsun camiden geri kalmayız. Biz camiye gideceğiz, camiye gitmek suç ise bu suçu biz peşinen kabul etmişiz. Bir İslam toplumunda camiye gitmek suçsa, buna bir söz bulunamaz artık.' diyorduk. Müslüman bir toplumun içinde, Allah'ın evinde, böyle bir vahşet yapılabileceğini doğrusu biz beklemiyorduk. Ama yanılmışız. Ne yazık ki böyle vahşi, İslam'a düşman, din düşmanı insanlar varmış içimizde, haberimiz yokmuş. Böylece İslam'a olan tahammülsüzlüklerini ortaya koymuş oldular." diyerek PKK'nin bu katliamla gerçek yüzünü ortaya koyduğuna dikkat çekiyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>"O gün devlet yoktu"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fidancı, bölgede, özellikle Susa katliamında devletin halkı koruyamadığına vurgu yaparak "O gün devlet yoktu.' diyebilirim. Bizim köyümüz ilçeye 5 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen, civardaki köylüler geldikten sonra devlet geldi. Ben bunu devletin büyük bir ihmalkârlığı olarak niteliyorum. İlçeye o kadar yakın bir köyde böyle bir vahşet olacak, olay ile ilgili bir tek kişi yakalanmayacak. O silah sesleri devletin kolluk kuvvetlerinin kulağına bile gitmiş. Buna rağmen devlet ortada yoktu. Herkes geldikten sonra devlet ortaya çıktı. Devlet gerçek manada görevini yapmış olsaydı, bu olay olmayabilirdi. Devlet o gün bölge halkını PKK'nin insafına terk etmişti." diyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Susa'da ikinci katliam girişimi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Susa'da 1992'deki katliamda 10 kişiyi katleden PKK'nin, 28 Şubat zulmünün hüküm sürdüğü 1998 yılında da derin devletin karanlık güçleriyle yapmış olduğu işbirliğiyle ikinci bir katliam girişiminde bulunduğunu belirten Fidancı, katliamdan sonra köyde barınamayarak çıkan PKK'lilerin asker ve korucular tarafından yeniden köye dönmeleri için zemin hazırlandığına dikkat çekiyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Fidancı, yaşanan ikinci vahşeti şöyle anlatıyordu: "Asker, 28 Şubat'ın karanlık döneminde köye saldırı olacağını söyleyerek Susalıların köyü birkaç günlüğüne terk etmesini istedi. Bunun üzerine Susalılar, evlerini, barklarını, başak vermiş ekinlerini, besledikleri hayvanları bırakıp Silvan başta olmak üzere yakın yerlerde bulunan akrabalarının yanına gitti. Ancak bu arada derin devletle işbirliği yapan PKK'liler, askerin yardımıyla korucu olarak köye yerleşti. Asker tarafından köyden çıkarılan köylülerin evlerine yerleşen PKK'liler, devlet gücünü de arkalarına alarak köy halkının her şeyine el koydu. Çoluk çocuklarıyla zor şartlar altında hayatlarını sürdürmeye çalışan Susalılar, aradan bir hafta on gün geçmesi üzerine köylerine döndüklerinde böyle bir işgal ile karşılaştılar. Köyümüze döndüğümüzde köyün girişinde barikat kuran korucu ve çevre köylerden gelen PKK'liler ellerinde silah, sopa, balta gibi aletlerle bizleri karşıladı. Bunun üzerine arazilerinden geçerek evlerine gitmeye çalışan kadın-erkek, yaşlı-genç ve çocuklardan oluşan Susalılar, devletle işbirliği yaparak korucu olan PKK'liler tarafından uzun namlulu silahlarla taranmaya başlandı. 10 kişinin yaralandığı ikinci katliam girişiminde, korucu başı olan adamın durmadan bağırarak 'Hiç kimseyi sağ bırakmayın, zürriyetlerini kesin.' şeklindeki sözlerini hiç unutmadık. Maalesef, tarih tekerrür etmişti. Mazlum, mağdur, mustazaf Susa halkı 6 yıl önce olduğu gibi muhasara altına alınmış, ağır silahlarla bir kez daha katledilmek istenmişti. 6 sene önce asker elbiseleriyle camide bizi katledenler, şimdi de devletin koruması altında ve korucu kimliğiyle Müslümanlara kin ve nefretlerini kusuyorlardı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Susa katliamında katledilen Müslümanlar</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Hüseyin Çetinkaya:</strong> İhvanına, muvahhid kardeşlerine en zor ve sıkıntılı anlarında sırdaş, dost ve ağabey olan Hüseyin. O küçücük köyde sahiplenme destanını sıratı müstakim çizgisinden şaşmadan yazan muvahhit. "Muvahhit kardeşlerim" hitabını dilinden hiç düşürmeyen Hüseyin…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Molla Abdulhaluk Ugaş:</strong> Zamanının çoğunu camide geçirirdi. Öyle ki saatlerce camiden çıkmadığı zamanlar olurdu. "Bu kadar uzun süre camide nasıl kalabiliyorsun?" diye soranlara; "Hevalê min li wê derê ye, sebra min pê tê. Ew jî Qur'an e." Yani 'Benim arkadaşım camidedir, zamanımı onunla geçiriyorum. O da Kur'an'dır.' şeklinde cevap veriyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Muhammed Sait, Meki, Medeni ve Muhammed Zeki Fidancı:</strong> Allah yoluna adanmış dört kardeş… Dört İslam davetçisi… İlmi ve ibadi anlamda yetişip yetiştirmeye çalışan dört İslam mücahidi…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Muhammed Ali Uslu:</strong> Mü'min dostlarının tesellisi ve sığınağı… Ali yürekli Muhammed Ali… Tüm baskılara Bilal'ce direnen Muhammed Ali.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Hacı Ahmet ve oğlu Muhammed Emin Kantar:</strong> "Sabredin ey Yasir ailesi size cennet vardır." diyen Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dizi dibinde ders almış gibiydiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Adnan Kantar:</strong> Konuşmalarını ve sohbetlerini Üstad Bediüzzaman'ın temsili hikâyeleriyle süsleyen, tebliğ vazifesinden geri kalmayan, daima mütebessim biriydi. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/pkknin-kanli-tarihinden-bir-kesit-susa-katliami</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Jun 2024 12:54:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/06/pkknin-kanli-tarihinden-bir-kesit-susa-katliami.jpg" type="image/jpeg" length="32608"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehid Muhammed Mursi rahmet ve minnetle yad ediliyor]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/sehid-muhammed-mursi-rahmet-ve-minnetle-yad-ediliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/sehid-muhammed-mursi-rahmet-ve-minnetle-yad-ediliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[​​Mısır'da darbeciler tarafından hapsedilen ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin, mahkeme salonunda şehadete erişinin üzerinden tam 5 yıl geçti. Rahmet ve minnetle yad edilen Şehid Muhammed Mursi unutulmadı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mısır'ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, 17 Haziran 2019'da mahkeme salonunda mahkeme heyetinden söz aldığı sırada fenalık geçirdi ve burada ruhunu Rahman'a teslim etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Eğitim hayatı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Muhammed Mursî Îsa el-Eyyat, 8 Ağustos 1951 tarihinde, Mısır'ın kuzeyindeki Şarkiye iline bağlı Eladva köyünde doğdu. Beş kardeşin en büyüğü olan Muhammed Mursi, ilk eğitimini orada aldı. Babası çiftçi annesi ise ev hanımıydı. Mühendislik lisansını Kahire Üniversitesi'nde aldı (1975 ve 1978). Mühendislik doktorasını Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde tamamladı (1982). Northridge Kaliforniya Eyalet Üniversitesi'nde yardımcı doçent oldu (1982-1985). Ardından eğitim vermek için Mısır'daki Zagazig Üniversitesi'ne geldi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Siyasi hayatı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) hareketi içerisinde siyasete atıldı. Mursi, 2000 ve 2005 yılları arasında milletvekili oldu. Müslüman Kardeşler'in yasal olarak seçime katılmaları mümkün olmadığından parlamentoya bağımsız siyasetçi olarak girdi. Tam 5 yıl Mısır Halk Meclisi üyeliği yaptı. 2011 Mısır Devrimi'ne muhalif bir lider olarak destek verdi ve 30 Nisan 2011 tarihinde Müslüman Kardeşler'in kurduğu, Özgürlük ve Adalet Partisi'nin başkanı seçildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Seçkin bir cumhurbaşkanı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2012 Mısır Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Müslüman Kardeşler'in aday gösterdiği Hayrat Şatır'ın adaylığı düşünce, yerine Muhammed Mursi seçildi. Yoğun seçim kampanyası yürüttü. İlk turda yüzde 25,5 oy aldı ve ikinci tura girmeye hak kazandı. İkinci turda da yüzde 51,73 oy alarak, Mısır'ın seçimle ilk defa başa gelerek 5'inci cumhurbaşkanı oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2012–13 Mısır protestoları adıyla bilinen, 3 Temmuz 2013 tarihinde yapılan büyük gösteriler sonucu Mısır ordusu, askeri bir müdahale ile yönetime el koydu. Mursi ise darbeyi kabul etmediğini açıkladı ve direniş çağrısı yaptı. Darbenin ardından Muhammed Mursi alıkonuldu, ev hapsinde tutuldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">16 Mayıs 2015 günü mahkeme tarafından idam cezasına çarptırıldı. 16 Haziran 2015 günü hakkında açılan "casusluk" davasından müebbet hapse mahkûm olurken, "cezaevi baskınları" davasında ise mahkeme idam kararını onadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Sağlıksız koşullara da mahkûm edilmişti</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">3 Temmuz 2013'ten şehadetine kadar Mısır zindanlarında olan Muhammed Mursi'nin sağlık durumunun da oldukça kötü olduğu biliniyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Muhammed Mursi, "hayati tehlikesi" bulunduğunu ifade etmesine rağmen "tek kişilik hücrede" tutuluyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi, sağlık sorunları nedeniyle çoğu zaman duruşmalara da katılamamıştı. Katıldığı duruşmalardan birinde "Durumum kötü ve günden güne kötüye gidiyor." ifadesini kullanmış, sol gözünün görmemeye başladığını kaydetmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bir sonraki duruşmasında savunma heyeti ile görüşmek isteyen ve tedavi hakkından feragat etmeyeceğini vurgulayan Mursi, hayatını ilgilendiren konular olduğunu, hapishanedeki yemekleri yemediği için iki defa şeker komasına girdiğini ifade etmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bunun üzerine Mursi'nin ailesi, masrafları kendileri karşılamak üzere Mursi'nin özel bir sağlık merkezine nakledilmesi talebinde bulunmuş, mahkeme Mursi'nin sağlık sorunlarını göz önünde bulundurarak Kasım 2017'de özel bir hastaneye nakline karar vermişti ancak bu karar uygulanmamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Mursi'nin oğlu babasının kötüleşen sağlık durumuna dikkat çekmişti</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mısır'ın darbeyle görevinden uzaklaştırılan seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin oğlu Ahmed Mursi, babasının sağlığının hiç olmadığı kadar bozulduğu yönünde haberler olduğunu kaydetmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Oğul Mursi, "Mensubiyeti ve yönelimi ne olursa olsun konuyla ilgilenen herkese acil bilgilendirme" başlığıyla yaptığı açıklamada, 66 yaşındaki babası Muhammed Mursi'nin sağlığının, daha önce görülmemiş şekilde bozulduğu ve gardiyanlar tarafından söz konusu durumun görmezden gelindiği yönünde haberler olduğunu aktarmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Babasının hayatından ve gerekli tedaviyi görememesinden darbeci Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile İçişleri Bakanı Mecdi Abdulgaffar'ın sorumlu olduğunu ifade eden Ahmed Mursi, "İslam ve Arap dünyası ile Mısır'ın dürüst insanlarına" babasının başta gerekli sağlık hizmeti olmak üzere insani haklarının desteklenmesi çağrısında bulunmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ahmed Mursi, Nisan 2018'de Washington Post için bir yazı kaleme almış ve tıbbi ihmallerden ötürü babasının hayatını kaybedebileceği uyarısında bulunmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Mursi'nin planlanmış "yavaş ölüm"ü</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şehid Muhammed Mursi'nin sağlık problemleri ve ona yönelik kastlara ilişkin gelişmeler tarih tarih şöyleydi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">7 Ağustos 2015</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi: 22 Temmuz'da cezaevi idaresinin bana getirdiği yemeği yemeyi reddettim. Eğer yeseydim şu anda ölmüştüm.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mart 2017</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İngiltere Parlementosu: Mursi'nin ciğer, tansiyon şeker ve böbrek gibi ölümle sonuçlanabilecek hastalıkları var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">6 Mayıs 2017</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi'den ailesine: Hayatım tehlike altında.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">13 Kasım 2017</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi'den mahkemeye: Sağlığım ve hayatımla ilgili ciddi sorunlarım var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">19 Kasım 2017</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi, mahkemeden kendi imkanları ile tedavi edilmesi talebinde bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">29 Kasım 2017</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi, cezaevi idaresinin mahkeme heyetinin tedavisi ile ilgili aldığı kararları yerine getirmediğini belirtti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">20 Şubat 2018</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Çıkarıldığı mahkemede hastalıklarının ilerlediğini belirten Mursi, tedavi edilmesi için mahkemenin acil bir şekilde müdahale etmesi gerektiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">4 Mayıs 2018</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi mahkemede, "Şu anda sol gözüm görme yetisini kaybetmiş durumda" dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">7 Mayıs 2019</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi mahkeme heyetine hitaben "Sağlığım çökmüş durumda, hayatım tehdit altında"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ve 17 Haziran 2019… Mısır'da halkın oyuyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı, planlanmış bir sürecin sonunda herkesin gözleri önünde mahkeme salonunda şehadete erişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Darbeci yönetimi korku sardı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şehid Muhammed Mursi'nin cenazesinde gerçekleşmesi muhtemel halk ayaklanmalarına karşın, darbeci Sisi yönetimi, şehidin köyü başta olmak tüm Mısır'da yoğun güvenlik önlemleri almıştı. Hatta Müslüman Kardeşlerin yoğunlukta olduğu yerlerde her köşe başında zırhlı araçlar ve yüzü maskeli ağır silahlı kişilerin konuşlandığı adeta küçük bir ayaklanmada halka katliam yaşatmaya hazırlıklı olunduğu mesajı veriliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Darbeci Sisi, perde arkasından halkın ayaklanmaması için her türlü güvenlik önlemlerinin alınması için özel ve sıkı çalışmalar yürütürken meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin şehadeti ile ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Darbecilere tepki yağdı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kasıtlı ihmaller sonucu şehid olan Mısır'ın meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi için başta Türkiye olmak üzere tüm dünyadan tepkiler yağdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mısır'ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin mahkeme salonunda şehid olmasının "şüpheli" olduğunu söylemiş, "Şehadeti esnasında 50 dakika müdahale edilmiyor. Adli tıbba götürülmüyor. Sabah erkenden adeta kaçırılarak gömülüyor. Eşini bile almıyorlar. Gelecek kuşaklar dünyada Müslüman liderlere neler yapılmış bilmeli." demişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Darbecilerin Mursi'nin cenazesinden bile korktuğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Niye korkuyorsunuz? İşte siz bu tür şehitlerin evet kendisinden korkarsınız, korkaklar için de yaşasın cehennem." ifadelerini kullanmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Sağlam: "Bu bir cinayet"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">O dönem HÜDA PAR Genel Başkanı olan İshak Sağlam da Mursi'nin mahkemede şehid olmasının düşündürücü olduğuna dikkat çekerek, "Muhammed Mursi'nin mahkeme salonunda şehid olması da bize bazı şeyleri düşündürüyor. Birkaç gün öncesinden ailesinin yaptığı bir açıklama vardı. Şehidin yavaş yavaş zehirlendiği yönünde haberler vardı. Mahkeme salonunda bu şekilde şehid olması bu konudaki ihtimalleri arttırıyor. Bunun bir cinayet olduğunu düşünüyoruz. Bu konunun mutlaka açıklığa kavuşması gerekiyor. Mursi, belki dünyada kukla yönetimlerinin oluşturduğu mahkemelerde hayatını Rabbine teslim etmiştir ama öbür taraftan bir mahkeme-i kübra var. Burada yapılan zulümlerin karşılığı mutlaka görülecektir. Bunun bu şekilde bilinmesi gerekir." diye konuşmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Hizbullah Rehberi Gümüş'ten Mursi için taziye mesajı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hizbullah Cemaati Rehberi Edip Gümüş de cunta mahkemelerinde ruhunu Rahman'a teslim eden Muhammed Mursi için taziye mesajı yayımlamış, "Muhammed Mursi'nin mücadelesinin özellikle son altı yılı Müslümanların önünü açmaya vesile olacaktır inşallah. Kendisine yapılan teklifleri kabul etmemesi, dik durması, eğilmemesi ve taviz vermemesi, kafir, zalim ve münafıkların yüzlerinin güneş gibi açık bir şekilde görünmesine sebep olmuş. Müslümanların bundan ders çıkarmasını, bunları tanımasını ve buna göre hayatları boyunca tavır ve tepki göstermelerini bekliyor ve diliyoruz." ifadelerine yer vermişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>İhvan: Darbeciler her yönüyle sorumludurlar</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İhvan-ı Müslimin'den Mursi'nin şehadetine ilişkin yapılan resmi açıklamada, darbecilerin her yönüyle sorumlu olduğu vurgulanırken, konunun tahkik edilmesi ve sonucun dünyaya duyurulması talep edilmişti. Açıklamada ümmete de önemli çağrılarda bulunulmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi'nin şehadetinin ardından İhvan bir çağrıda daha bulunmuş ve dünya Müslümanlarının ülkelerindeki Mısır büyükelçilikleri önünde gıyabi cenaze namazı kılmaya ve darbe rejimine karşı barışçıl gösteriler düzenlemeye davet etmişti. Çağrılar karşılık bulmuş başta Türkiye olmak üzeri birçok islam aleminde protestolar düzenlenmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Şehid Mursi'nin defni sırasında yaşanan dikkat çekici anlar</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Defin işlemlerine katılan Şehid Muhammed Mursi'nin oğlu Abdullah Mursi, (Mursi'nin şehadetinden 3 ay sonra vefat etti), babasının naaşında gözlemledikleri hayret verici anları anlatmıştı.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Oğul Mursi, babasının naaşıyla ilgili, "Yüzü aşırı derecede solmuş ve çok kızgın görünüyordu", "Yıkamamızla birlikte naaşı adeta nurlanmıştı", "Şehid arkadaşlarıyla buluşmuşçasına yüzü ay gibi parlıyor ve gülümsüyordu" ifadelerine dikkat çekmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Şehid Mursi'nin tarihi BM konuşması</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şehadetinin ardından Mursi'nin, BM kürsüsünde yaptığı konuşma akıllara gelmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi, yaptığı konuşmada başta Filistin olmak üzere İslam coğrafyasının sorunlarına dikkat çekmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Suriye'de akan kanın durması için dünya ülkelerine çağrıda bulunan Mursi, dünyada adalet ve hak ilkelerinin ancak Ortadoğu'da güvenlik ve istikrarın sağlanması ile oluşabileceğinin altını çizmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Batı'da artan İslam düşmanlığına işaret eden Mursi, Müslümanların mukaddesatlarına yapılan saldırıların kabul edilemez olduğunu belirtmiş, buna tenezzül edenlere de "düşmanlık yapacaklarını" kaydetmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi, ayrıca BM Güvenlik Konseyinin daimi üyelikler yüzünden reforma ihtiyaç duyulduğuna işaret etmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Mursi'nin son sözleri</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mursi'nin şehadetinden önce söylediği şu sözler darbecilerin yüzüne tokat gibi çarpmıştı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Beni tecrit ettiniz ama terk etmediniz, her gün işkence için uğramayı ihmal etmediniz. Beni yavaş yavaş ama en vahşi şekilde öldürmek istiyorsunuz ve tek çekindiğini şey bu katledilmem halinde maruz kalacağınız tepkilerdir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Allah'tan başka kimse ecelimizin ne olduğunu bilmez. Bütün bu zulümler, ihanetler ve darbeler karşısında sadece Allah bize yeter, ne güzel vekildir derim. Yakinen biliyorum ki, Allah'a kavuşacağım, sabrederek, şükrederek ve zalim mücrimlerle Allah'ın huzurunda karşılaşacağım. O'nun yanında toplanır bütün hasımlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Çocuklarıma ve eşime mesajım şu: Allah şahittir ki, Allah'tan başkasının bilemeyeceği kadar sizi seviyorum. Hapiste ne kadar elem ve ıstırap çeksem de tedavisiz, ilaçsız ne kadar kadar zaman geçirsem de sizi gece gündüz düşünmekten hiç geri durmadım. Ne zaman buluşacağımızı bilmiyorum, belki cennette olur, orada zalimlerin zulmünü Allah'a şikâyet ederiz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Buradan büyük Mısır halkına tekrar ve kuvvetle altını çizerek söylüyorum ki, değişime gücünüz var, ey Mısır gençleri şehitlerin analarını hayal kırıklığına uğratmayın, zulüm gören kardeşlerinizi hayal kırıklığına uğratmayın. Zulüm devam etmeyecektir, darbecilerden de kimsenin kalmayacağı günler gelecektir, çünkü Allah daim ve bakidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Başkanlığım bir yıl bile devam etmedi ve bazı Siyo-Amo-Arabi devletlerin Mısır'ın işlerine müdahale ederek bazı kiralık isimleri Mısır'ı yıkmak üzere satın aldıklarını gördük. İşte şimdi şahit olduğunuz gibi her geçen gün harap olmaya devam ediyor. Toplumsa zalimler zeval bulmadan ve mazlumlar geri gelmeden yatışmayacaktır."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mahkemeden gizli bir duruşma istemiştim. Mahkeme reddetti. Bitti, bu mahkemenin kararı. Ancak ülkemin güvenliği, selameti ve egemenliği için benimle mezara gidecek sırlarım var.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Görgü tanıklarına göre bu son sözüyle birlikte yere yığıldı Mursi, son sözü de şu oldu: "Ben sadece Allah'a kavuşmayı bekliyorum. Ey hâkim, göğün hakiminden yerin hakimine veyl olsun!" <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/sehid-muhammed-mursi-rahmet-ve-minnetle-yad-ediliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Jun 2024 18:00:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/06/sehid-muhammed-mursi-rahmet-ve-minnetle-yad-ediliyor.jpg" type="image/jpeg" length="43275"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[2. Dünya Savaşı'nın dönüm noktalarından Normandiya Çıkarması'nın üzerinden 80 yıl geçti]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/2-dunya-savasinin-donum-noktalarindan-normandiya-cikarmasinin-uzerinden-80-yil-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/2-dunya-savasinin-donum-noktalarindan-normandiya-cikarmasinin-uzerinden-80-yil-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müttefiklerin 2. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanya'sını yenilgiye uğratmasının temellerini atan Normandiya Çıkarması'nın ilk günü olan "D-Day"in üzerinden 80 yıl geçti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İngiliz, Amerikan, Kanadalı ve Fransız askeri birlikleri, 6 Haziran 1944'te Fransa kıyısında Alman askerlerine yönelik bir saldırı başlattı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">O güne kadar görülmemiş büyüklükte bir deniz, hava ve kara kuvvetleri operasyonu olan çıkarma, Nazi Almanyası'nın işgali altındaki kuzeybatı Avrupa'yı işgalden kurtarmak için atılan ilk ciddi adımdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kod adı Overlord Operasyonu olan çıkarma,  Amerika Birleşik Devletleri, İngitere ve Kanada gibi ülkelerden on binlerce askerin  Fransa'nın Normandiya kıyı şeridinde Utah, Omaha, Gold, Juno ve Sword kod adlı beş bölgeye çıkarma yapmasına tanık oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">D-Günü için planlama  bir yıldan fazla bir süre önceden başladı ve Müttefikler, Almanların işgalin ne zaman ve nerede gerçekleşeceği konusunda kafasını karıştırmak için önemli bir askeri aldatmaca gerçekleştirdiler.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">D-Day ne zamandı?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Operasyonun ilk olarak 5 Haziran 1944'te, dolunay ve düşük gelgitlerin iyi havayla aynı zamana denk gelmesinin beklendiği, ancak fırtınaların 24 saatlik bir gecikmeye neden olduğu bir zamanda başlaması planlanmıştı. Ancak müttefik tümenleri 6 Haziran sabahı saat 6.30'da beş sahile çıkarma yapmaya başladı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">D-Day'in açılımı nedir?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">'D-Day' terimi, önemli bir operasyonun başlangıcını ifade eden askeri koddu; ilk 'D', 'Day'in kısaltmasıydı. Bu, D-Day'in aslında 'Gün-Gün' anlamına geldiği anlamına gelir.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hangi Müttefik ülkeler katıldı?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İmparatorluk Savaş Müzeleri'ne (IWM) göre, D-Day, uluslararası silahlı kuvvetler arasında benzeri görülmemiş bir işbirliğine sahne oldu; İmparatorluk Savaş Müzeleri'ne (IWM) göre, İngiltere'de saldırı hazırlığında olan 2 milyondan fazla asker vardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">IWM'nin raporuna göre bu birliklerin çoğu Amerikalı, İngiliz ve Kanadalıydı; ancak Avustralya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Yunanistan, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Rodezya (şimdiki Zimbabwe) ve Polonya'dan da birlikler katılmak üzere geldi. </span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hangi hazırlıklar yapıldı?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Müttefik birliklerinin çıkarması, amfibi çıkarma olarak tanımlanabilecek şekilde hava, kara ve denizde koordine edildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bunlardan önce, Alman savunmasına zarar verecek kapsamlı bir bombalama kampanyası ve yanı sıra aldatma taktiklerinin kullanılması gerçekleşti.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Koruma Harekatı, Müttefiklerin Haziran 1944'te Avrupa'yı işgaline yol açan aldatma stratejisi için kullanılan bir şemsiye terimdi. Cesaret Harekatı, bu şemsiye altında özellikle Normandiya işgaliyle ilgili bir taktikti ve Nazi Almanya'sını ilk Normandiya'nın işgal edildiğine inandırmayı amaçlıyordu. saldırılar yalnızca oyalama amaçlıydı ve gerçek çıkarma başka bir yerde gerçekleşecekti.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">D-Day'de ne oldu?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ABD birlikleri, Cotentin Yarımadası'nın tabanındaki Utah plajına ve Normandiya kıyısının kuzey ucundaki Omaha Plajı'na görevlendirildi. İngilizler daha sonra Gold Beach'e, ardından Kanadalılar Juno'ya ve son olarak İngilizler, işgalin en doğu noktası olan Sword'a çıkarma yaptı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gece yarısına doğru birlikler sahil başlarını emniyete aldılar ve Utah, Gold, Juno ve Sword'dan daha iç bölgelere doğru ilerlediler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak çıkarmaların tümü başarılı olmadı; ABD kuvvetleri, güçlü akıntıların birçok çıkarma gemisini amaçlanan konumlarından uzaklaştırarak işgal stratejisini geciktirdiği ve engellediği Omaha Plajı'nda önemli kayıplara uğradı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İşgalden önce Müttefik bombardımanıyla etkili bir şekilde yok edilmemiş olan dik kayalıklardaki Alman mevzilerinden gelen şiddetli ateş de can kaybına neden oldu.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Almanlar kendilerini nasıl savunmaya çalıştı?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">IWM'ye göre Almanya'nın Overlord Operasyonuna tepkisi "yavaş ve kafa karıştırıcıydı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">6 Haziran'da hava koşulları hâlâ kötüydü, birçok üst düzey komutan görevlerinde değildi ve Fortitude Operasyonu, Adolf Hitler'i, Normandiya Çıkarması'nın Pas de Calais'deki daha büyük bir saldırı öncesindeki bir aldatmaca olduğuna ikna etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Almanya'nın hava kuvvetleri, Amerika'nın Almanya üzerindeki bombalama operasyonlarına karşı koymak için başka yerlerde faaliyet gösteriyordu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üstelik Cesaret Operasyonu'nun başarısı, Pas de Calais'de bir saldırının hâlâ beklenmesi nedeniyle birçok ordu biriminin Temmuz ayına kadar Normandiya savaş alanından uzak tutulması anlamına geliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">IWM, kıyı savunmasında görev yapan Alman birliklerinin "kendilerinden beklenebilecek kadarını yaptığını", ancak sonunda "susturulup" Müttefik birliklerinin iç bölgelere doğru ilerlediğini aktarıyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">D Günü'nde kaç kişi öldü?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Commonwealth Savaş Mezarları Komisyonu'na (CWGC) göre yalnızca D Günü'nde yaklaşık 4 bin 440 Müttefik askerinin öldü, 5 bin 800'den fazla asker yaralandı veya kayboldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Omaha Sahili en kanlı çıkarma sahili olduğundan, amfibi çıkarmalarda en fazla askeri kaybeden ABD Ordusu oldu. CWGC'ye göre, D-Day'deki sahil saldırısında ve hava operasyonlarında yaklaşık 2 bin 500 Amerikan askeri öldü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">O günkü Alman kayıplarının kesin sayısı bilinmiyor, ancak bunların 4 bin ila 9 bin arasında olduğu tahmin ediliyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">D-Day'in ardından ne geldi?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Müttefik kuvvetler, D Günü'nde Fransız kıyısında bir kale elde etmelerine rağmen  , Alman bombardımanının onları tekrar denize itme riskiyle karşı karşıya kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Normandiya'da asker sayısını ve teçhizatını Almanlardan daha hızlı bir şekilde oluşturmaları gerekiyordu, bu da Avrupa anakarasına sürekli bir çıkarma operasyonu sağlıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Müttefikler, bölgedeki köprüleri, demiryollarını ve yolları havaya uçurarak Almanların Normandiya'ya doğru ilerleyişini yavaşlatmak için hava güçlerini kullandılar. Bu, Müttefiklerin 77 gün sonra Normandiya'nın tam kontrolünü ele geçirmelerine ve Ağustos 1944'te kurtardıkları Paris'e doğru ilerlemelerine olanak sağladı.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Operasyonun savaş üzerinde nasıl bir etkisi oldu?</span></span></strong></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ABD Savunma Bakanlığı D-Day'i "Hitler'in zalim rejiminin sonunun başarılı başlangıcı" olarak adlandırıyor. IWM bunu "Batılı Müttefiklerin İkinci Dünya Savaşı'ndaki en önemli zaferi" olarak nitelendiriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Müttefikler Normandiya'ya kuvvet göndererek kuzeybatı Avrupa'ya doğru ilerlemeye başlayabildiler. İkinci Dünya Savaşı Avrupa'da neredeyse bir yıl daha sürse de Overlord Operasyonu'nun başarısı Fransa'nın kurtuluşuna yol açtı ve Müttefiklerin Nazi işgali altındaki Avrupa'da Almanlarla savaşmasına olanak sağladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ABD'nin Ulusal 2. Dünya Savaşı Müzesi, D-Day'in başarısız olması halinde en az bir yıl boyunca Müttefiklerin bir çıkarma yapamayacağını belirtiyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Müze, bu süre zarfında Hitler'in, Nazi işgali altındaki Avrupa'nın kıyı savunmasını güçlendirebileceğini, uçak ve silahlar geliştirebileceğini, İngiltere'yi daha ağır bombalayabileceğini ve öldürme furyasını sürdürebileceğini söylüyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sonuç olarak Batı cephesinde Müttefiklerin, doğu cephesinde de Rus askerlerinin savaşmasıyla, Alman Nazi kuvvetleri yenildi. 7 Mayıs 1945'te Almanya, Fransa'nın Reims kentinde koşulsuz teslimiyet anlaşmasını imzaladı. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/2-dunya-savasinin-donum-noktalarindan-normandiya-cikarmasinin-uzerinden-80-yil-gecti</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Jun 2024 16:14:57 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/06/2-dunya-savasinin-donum-noktalarindan-normandiya-cikarmasinin-uzerinden-80-yil-gecti.jpg" type="image/jpeg" length="95648"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DEM'li Bakırhan'dan İslam'ın şiarlarından "medreselere" saldırı]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/demli-bakirhandan-islamin-siarlarindan-medreselere-saldiri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/demli-bakirhandan-islamin-siarlarindan-medreselere-saldiri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bölgede özellikle medreselerin "yoksulluk" nedeniyle tercih edildiğine ve bir tehlikeymişçesine "bir çığ gibi büyüdüklerini" belirterek kendi ellerindeki belediyeler eliyle yapacakları sözde "kültürel ve sanatsal" çalışmalarla bunun önüne geçeceklerini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP'nin eski yayın organı Halk TV'de Şirin Payzın'ın konuğu oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakırhan ve Payzın, birlikte İslam'ın şiarlarından "medreseleri" hedef alırken HÜDA PAR Milletvekili Faruk Dinç de duruma tepki gösterdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Bakırhan, medreselerin yoksulluk yüzünden tercih edildiğini savundu</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İslam'ın şiarlarından ve bölgenin değerlerinden medreseleri, büyük bir tehlike olarak göstermeye çalışan Bakırhan, "Özellik bölgede okul yerine medrese ve tarikatlara yoksulluktan dolayı gitmek zorunda kalıyorlar. Bilinçli bir tercihtir. Bunu karşısında Türkiye toplumu, siyasi partiler daha uyanık olmalı." dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sunucu Payzın ise medreseler üzerinden HÜDA PAR'ı da hedef göstererek, "Biliyoruz ki HÜDA PAR bölgede etkin olmaya çalışıyor. Bu tarikatlar dediğimizde Adıyaman'dan, Batman'dan Diyarbakır'dan bahsediyoruz. Diyarbakır'da çok etkili olmaya başladılar." dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Payzın, bölgenin giderek İslam'a yönelmesini hazmedemedi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyarbakır halkının günden güne İslam'a daha çok yönelmesini kabullenemeyen Payzın, "Diyarbakır'a yıllardır giderim. Her gittiğimde Diyarbakır'ı daha bir muhafazakârlaşmış buluyorum." diye ekledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>DEM Parti'yi medreselere karşı göreve çağırdı!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bölgede DEM Partinin birçok şehirde belediye kazandığına işaret eden Payzın, medreselerin önüne geçmek için DEM'i göreve davet etmesi dikkat çekti. Payzın, "Şimdi belediyelerde artık siz varsınız. DEM partili belediyeler 'önlem' alacaklar mı? Özelikle çocukların bu tip yapılara, merdiven altı okullara, kurslara ya da tarikat yurtları gibi yapılanmalara gitmesi yerine çağdaş bir eğitim, garantili bir eğitim… Bu konuda var mı bir projeniz?" ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>DEM'li belediyelerin sözde "kültürel faaliyetlerinin" amacı İslami ilimlerin önüne geçmek mi?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakırhan ise bunun karşısında, "Belediyelerin bu eğitim konusunda yapacakları çok da bir şey yok." dedi ancak, daha sonra medreselere karşı, belediyelerinin "kültürel, eğitsel, sanatsal faaliyetlerle 'bilinçlendirme' konusunda yardımcı olabileceğini" söyledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>DEM, medreseleri "çığ" gibi bir tehlike olarak görüyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Medreseleri adeta büyük bir tehlikeymiş gibi göstererek bunlar hakkında, "Bölgede çığ gibi medreseler büyüyor" diyen Bakırhan, "Ciddi olanaklar sunuluyor. Bizim bölgeyi daha çok laboratuvar olarak kullanıyorlar. Önce Kürt illerinden başlayıp daha sonra batıya ihraç edilir, buralarda uygulanır." iddialarında bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Bakırhan, bölge halkının İslam'a yönelmediğini; çünkü onlara karşı zafer elde ettiklerini savundu!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakırhan, sunucu Payzın'ın Diyarbakır'ın ve bölgenin, günden güne İslam'a daha fazla yönelmesini ifade etmek için kullandığı "muhafazakarlaştığı" ifadesine ise karşı çıktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bölge halkının İslam'a yönelmediğini savunan Bakırhan, hatta böyle bir İslami anlayışa karşı  durduklarını kast ederek, "Dediğiniz gibi muhafazakarlaşan bir toplum, bir topluluk yok. Bütün bunlara rağmen bizim partinin düşünceleri, çalışmaları, bahsedilen bu anlayışı orda sandığa gömmüştür. Tabi ki örgütleniyorlar, örgütlenecekler." diye konuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>HÜDA PAR'dan tepki: Medreselerimize, değerlerimize ve memleketimize sahip çıkmaya devam edeceğiz</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Şirin Payzın'ın medreseler hakkındaki bu ifadeleri özellikle HÜDA PAR'ın tepkisini çekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">HÜDA PAR Milletvekili Faruk Dinç de Bakırhan ve Payzın'a, medrese alimlerinden Molla Sadullah'ı ziyaret ederek cevap verdi.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<div class="embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-twitter" data-align="none" data-oembed="https://twitter.com/FarukDinc_/status/1788138873626714536" data-oembed_provider="twitter" data-resizetype="noresize" data-title="https://twitter.com/FarukDinc_/status/1788138873626714536">
<blockquote>
<p dir="ltr">Chp denen parti ile Türk soluna kuyruk olanlar bir olup; HÜDA PAR’a, İslama, Kürtlerin değerlerine ve medreselerimize saldırıyorlar. Aynaya bakıp içlerindeki kötülükleri dışa vuruyorlar.<br />
<br />
Medreselerimize, değerlerimize ve memleketimize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Molla… <a href="https://t.co/aSHAImr3te" rel="nofollow">pic.twitter.com/aSHAImr3te</a></p>
— Faruk Dinç (@FarukDinc_) <a href="https://twitter.com/FarukDinc_/status/1788138873626714536?ref_src=twsrc%5Etfw" rel="nofollow">May 8, 2024</a></blockquote>
</div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ziyaretini sosyal medya hesabından paylaşan Dinç, "CHP denen parti ile Türk soluna kuyruk olanlar bir olup; HÜDA PAR’a, İslam'a, Kürtlerin değerlerine ve medreselerimize saldırıyorlar. Aynaya bakıp içlerindeki kötülükleri dışa vuruyorlar. Medreselerimize, değerlerimize ve memleketimize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Molla Sadullah’ın misafiri olduk. Misafirperverliğiniz için teşekkürler seydam!" ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<div class="embeddedContent oembed-provider- oembed-provider-twitter" data-align="none" data-oembed="https://twitter.com/YasinDURSN/status/1788171290517381564" data-oembed_provider="twitter" data-resizetype="noresize" data-title="https://twitter.com/YasinDURSN/status/1788171290517381564">
<blockquote>
<p dir="ltr">HÜDA PAR bölgede etkin olmaya çalışmıyor. Zaten etkindir.<br />
<br />
Toplumun mayası İslam’dır. Medreseler ise bölgenin gerçekleridir. Ne CHP ne de DEM bu gerçekleri değiştiremez. <a href="https://twitter.com/hashtag/H%C3%9CDAPAR?src=hash&ref_src=twsrc%5Etfw" rel="nofollow">#HÜDAPAR</a>, CHP ve kuyruğunun gerçek yüzünü halka gösterecek. Zaman her şeyin ilacıdır.<br />
<a href="https://twitter.com/siring?ref_src=twsrc%5Etfw" rel="nofollow">@siring</a>… <a href="https://t.co/UPsBN13BfW" rel="nofollow">pic.twitter.com/UPsBN13BfW</a></p>
— Yasin Dursun (@YasinDURSN) <a href="https://twitter.com/YasinDURSN/status/1788171290517381564?ref_src=twsrc%5Etfw" rel="nofollow">May 8, 2024</a></blockquote>
</div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:11.5pt"><span style="font-family:"Segoe UI",sans-serif"><span style="color:#0f1419">HÜDA PAR Genel İdare Kurulu Üyesi Yasin Dursun da sosyal medya hesabından, "</span></span></span>HÜDA PAR bölgede etkin olmaya çalışmıyor. Zaten etkindir. Toplumun mayası İslam’dır. Medreseler ise bölgenin gerçekleridir. Ne CHP ne de DEM bu gerçekleri değiştiremez. HÜDA PAR; CHP ve kuyruğunun gerçek yüzünü halka gösterecek. Zaman her şeyin ilacıdır." ifadelerini kullandı. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/demli-bakirhandan-islamin-siarlarindan-medreselere-saldiri</guid>
      <pubDate>Thu, 09 May 2024 18:28:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/05/demli-bakirhandan-islamin-siarlarindan-medreselere-saldiri.jpg" type="image/jpeg" length="40883"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SDAM'dan "Aile Bakanlığı strateji planları" analizi]]></title>
      <link>https://www.amedgundem.com.tr/sdamdan-aile-bakanligi-strateji-planlari-analizi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.amedgundem.com.tr/sdamdan-aile-bakanligi-strateji-planlari-analizi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM) tarafından yayımlanan analizde, "Aile Bakanlığı strateji planları" ele alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM) tarafından yayımlanan analizde "Aile, ‘toplumsal yapının çekirdeği’ diye bilinir. Uluslararası sistem ve onun mümessili konumundaki ulus devletler için de aile, toplumun dönüştürülmesinde kullanılacak çekirdek bir birimdir." ifadelerine yer verildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Analizde; birey, aile ve toplum arasındaki ilişkiler irdelenerek,"</span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">XIX. yüzyıldan itibaren “seçkin” bireylerin dönüştürülmesiyle İslam dünyasında aile ve toplum, dönüştürülmeye çalışılmıştır. XX. yüzyılın ikinci yarısından bu yana ise birey dönüştürülerek aile, aile dönüştürülerek birey dönüştürülmüş; bu çift yönlü mekanizmayla nihayetinde toplumun dönüştürülmesi amaçlanmıştır. Bu dönüştürme işleminde modern Batı ve sonrası ölçü alınmış; ulus devletler, Batı’da belirlenen ölçüleri “kayıtsız-şartsız” kabul ederek toplumlarına uyarlamışlardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yine XIX. yüzyılda Batılı değerler, daha çok belli örgütlenmelerin fikir akımları mahiyetinde iken XX. yüzyılda bu değerler; Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) gibi kurumsal yapıların kriterlerine evirilmiştir. Ulus devletlerin bu kriterlere ne ölçüde uydukları “cetvel ölçüler” ile tespit edilmiş, bu ölçüler doğrultusunda kendileri için “uyum karneleri” oluşturulmuştur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Toplumların farklı yapıları hiçbir şekilde dikkate alınmadan belirlenen bu kesin ve keskin ölçüler, bizi dünya tarihinin görünüşte bağımsız, hakikatte ise en bağımlı devlet tipiyle yüz yüze getirmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bilindiği kadarıyla bugüne kadar hiçbir uygarlık, modern Batı uygarlığı denen uygarlık kadar, kendisine bağlanan devlet yapıları üzerinde sert ve derin bir tahakküm kurmamıştır. Batı uygarlığı, bu yapı içinde devletlere, toplumlarını dönüştürme hürriyeti vermediği gibi, toplumlarının çekirdek yapısı olan aileyi de kendi ölçüleri içinde dönüştürme izni vermiştir. Dolayısıyla ulus devletlerin aile politikaları, ana çerçevede kendi aile politikaları olmaktan öte, uluslararası sistemin dayattığı politikalardır. Ulus devletler, sadece bunun uygulayıcıları konumundadırlar ve uygulayıcının farklı olması, sadece nüans farklar oluşturabilmektedir." açıklaması yapılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM) tarafından yayımlanan "Aile Bakanlığı strateji planları" analizinde, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının sonuncusu “2024-2028 Stratejik Plan” başlığı altında yayımlanan stratejik planları, yukarda belirtilen durum  göz önünde bulundurularak değerlendiriliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Abdulkadir Turan'ın kaleminden çıkan analizin tamamı, "Aile Bakanlığı strateji planları" başlığıyla </span></span><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">şöyle: </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Strateji Planı mı, Programı mı?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Strateji, köklü ve uzun bir planlamayı ifade eder. Aile Bakanlığının “Stratejik Plan” başlığı altındaki çalışmaları, bu anlamda bir stratejik plan olmaktan öte, dört yıllık bir program mahiyetindedir. Zira bu çalışmaların içeriklerinde bir stratejinin karşılığı vardır ama bizatihi strateji yoktur. Ne yazık ki aile stratejisi, millî kurumlara bırakılmamış ve dışarıda belirlenmiştir. Nihayetinde, Aile Bakanlığı başta olmak üzere milli kurumlar önceden belirlenmiş olan bu stratejiyi uygulamak durumunda bırakılmışlardır. Öyle ki Aile Bakanlığının Batı uygarlığının dayattığı bu stratejinin dışına çıktığına dair bir belirti dahi planlara net olarak yansımamıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bakanlık, kurumsal olarak henüz Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü kademesinde iken Mart 2007’de “Stratejik Plan 2007-2011” başlığı altında bir plan yayımladı. 2013’ten bu yana ise bakanlık olarak dört yıllık planlar yayımlamaktadır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Zihinsel karmaşıklık Aile Bakanlığının program ve uygulamalarında da karşılık bulmuştur. 2007’de Genel Müdürlük olarak yayımlanan plan metnin “Türk Toplumunda Aile” başlığı altında aile ile ilgili kompleksten uzak bir tahlil yapılmamış, ailenin geçmişiyle ilgili laik bir aktarımın ardından sadece ailenin aşındığına dikkat çekilmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Onun hemen ardından ve yine 2007’de Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan “Stratejik Plan 2008-2012” başlıklı metin4 ise Mustafa Kemal’in bir resmi ve kadın-erkek eşitliğini vurgulayan bir cümlesi ile başlamıştır. Sunum bölümünde ise dönemin Genel Müdürü Esengül Civelek, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün ulusal bir mekanizma olarak varlık bulduğunu söylemek durumunda kalarak sözlerine başlamıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Civelek sözlerine, “Günümüzde tüm uluslararası belgelerde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadının insan haklarını teminat altına almak, devletlerin sorumluluğunda olduğu kabul edilmektedir” ifadesiyle devam etmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Civelek’in tam olarak Batılı normları merkeze alan bir stratejiyi duyuran “uluslararası belgeler, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadının hakları” ifadeleri, denebilir ki daha sonraki bütün stratejik planların ruhunu yansıtmaktadır. Bundan sonraki planlar, esasen bir stratejik plan olmaktan öte, bir uygulama programı mahiyetinde görülmelidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Stratejik Planlarda Ailenin Yeri Yok</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aile Bakanlığının “stratejik planları”, söz konusu Genel Müdür Civelek’in mezkûr ifadelerine ek olarak, bazı istisna durumlar dışında, BM Kriterleri, AB Kriterleri, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, kadın eğitimi, kadın istihdamı ifadeleri etrafında şekillenmiş ve bunlarla ilgili cetvel ve tablolardan oluşmuştur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu bağlamda planlar, toplumsal bir özlem olan mutlu ve bereketli bir aile ortamı oluşturmaya katkı kaygısıyla değil, kadını ailenin içerisinden çekip alan “kadın unsuru” merkezli bir yaklaşım ile hazırlanmıştır. Ne var ki “kadın unsuru merkezlilik” zannedildiği gibi “kadının mutluluğu” merkezli de değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Planların zihinsel yapısına, Batı’nın iki yüzyıldır sekülerleşme/laikleşme yönünde gittikçe derinleşen kadına bakış ideolojisi ve kapitalist ekonomi için ucuz istihdam sağlama kaygısı hâkimdir. Planlar, hiçbir şekilde bu ideolojik bakış ve ucuz istihdam ikilisi sıkışmışlığının sınırları dışına çıkmamaktadır. Batı’da modernleşme sırasında uygarlığın seyisi iken son yüz-yüz elli yılda binicisine dönüşen Yahudilerin kadını isyan ettirerek Avrupa toplumunu şekillendirme ve kadim Avrupa’dan intikam alma yaklaşımı, belki de farkında olunmadan planlar üzerinden Türkiye’ye taşınmasıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yahudi düşünürlerin iki temel hedefi vardır: Dünyayı kendilerine dar eden kadim Avrupa yaşam tarzının “modernizm” adı altında mutlaka dağıtılması ve post-modernizm üzerinden tüketimin teşvik edilmesiyle Yahudi hegemonyasındaki iktisadi sistemin sürekliliğidir. Yahudi düşünürler, “kadın unsuru” merkezli yaklaşım üzerinden bu hedeflere ulaşacaklarına inanmış ve bundan ötürü kadını geçmişe karşı isyan ettirmişlerdir. Ardından onları farklı iş alanlarına sevk ederek ucuz iş gücünü sağlayıp üretimi artırmış, nihayetinde kadının tüketim taleplerini kışkırtarak çok üretim için çok tüketim oluşturmaya çalışmışlardır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu yaklaşım, kadını özgürleştirme iddiasıyla aileyi bitirmiş hatta cinsiyet eşitliği adı altında cinsiyetsizliği teşvik ederek insan soyunun geleceğini tehdit edecek bir yola girmiştir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu düşünürler, geçmişte kendilerine karşı soykırımla suçladıkları Avrupa’nın soyunu adeta bu yol ile kurutmaya çalışmaktadırlar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yahudi ideologlar, Yahudilerin Batı’da ulaştıkları konumu korumak, uygarlığı ellerinde tutmak ve kapitalizmi sürdürmek kaygısındadırlar. Kadına şiddetle mücadele, kadın hakları, kadın eğitimi ve istihdamı, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi kavramlar, onların bu asli stratejisi için sadece bir malzeme niteliğindedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yahudi düşünürler, kadını, kendilerini siyaseten sıkıştıran ve iktisadi olarak daraltan geçmişe, geçmişin bütün kurumlarına isyan ettirirken onun geleceğini “kadının iradesi belirler” diyerek müphem bırakmışlardır. Böylece geçmişi yıkarken geleceği, güçlünün tasarrufundaki bir belirsizliğe mahkûm etmişlerdir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aile Bakanlığı planlarını hazırlayanlar, ya bu gerçeği bilmekten uzaktırlar ya da “ulus devlet” uygulamaları çerçevesinde kendilerine verilen vazifeyi icra etmektedirler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">AK Parti hükümetlerinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hitaplarında yer bulan dünya görüşü ve seçmenin beklentisi, kendilerini sistemin sürekliliğini sağlamakla görevli gören bürokrasi ve ona danışmanlık hizmeti veren akademinin ortaklığıyla uygulamada yer bulmamaktadır. Hükümetlerin dünya görüşünü ve seçmen beklentilerini takip etmemeleri ise en mühim mahareti geçmişi sürdürmek olan bürokrasi ve Batı zihnine muhalefet etmeyi “bilim dışına çıkmak” olarak düşünen akademiyi Batı’ya uyma kolaylığında cesaretlendirmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aile Bakanlığının 2007’den bu yana hazırladığı stratejik planlara bakıldığında şu tespitleri yapmak mümkündür:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1. Planlara modernist bir bakış açısı hâkimdir. Planlar, bazı ara ifadelere rağmen, genel olarak geçmişi ötekileştirmekte, modern Batı’yı ise bütün aşamaları ile onaylamakta ve onunla uyuma zorlamaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2. Planların aile kutsiyetini kabulü kuşkulu olduğu gibi, ailenin önemine inançla hazırlandığı da kuşkuludur. Aile, planların ruhunda daha çok, modernist Batılı anlayışla bir sorunlar yumağı gibi, bir despotik alan gibi sunulmaktadır. Planların kaygısı, ihtiyaç duyduğumuz iyiliği korumak ve yaymak değil, Batı’da belirlenen ve kurumsal kriterlere dönüşen değerleri Türkiye’ye taşımak, BM ve AB kriterleri için oluşturulan karnelerde Türkiye’nin geçer not almasını sağlamaktır. Bu yaklaşım, toplumun çekirdeği olan aile konusunda millî iradeyi yok saymakta, Medenî Kanunu dahi dışarıdan anlayışı, oldukça uç bir boyutta, aileyi despotik bir kurum olarak gören Yeşil Sol bir anlayışla sürdürmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3. Planlar, aile merkezli değil, kadın meselesine ideolojik bakış ve kapitalist ekonomi için istihdam ikilisi merkezinde hazırlanmıştır. Planlara hâkim olan soru “Aile ne olacak?” sorusu değil, “Kadın ne olacak?” sorusudur. Dolayısıyla planlarda gereksinim değil, ideoloji ve ekonomik çıkarlar öne çıkartılmaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">4. Planlar, mutlu ve verimli bir aile için bir çözüm ortaya koymadığı gibi kadınların sorunlarıyla da ilgili bir çözüm ortaya koymamakta, hukuki yaptırımlara yoğunlaşmaktadır. Dolayısıyla planlara, var sayılan aile despotizmine karşı, bir devlet despotizmi, aile içi şiddete karşı, devlet şiddeti (yaptırımı) önerilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">5. Planlarda, “mutlu aile, güçlü aile” gibi ifadeler karşılıksız kalmakta, bu ifadelere karşı ailenin tükendiği bir dünyanın kriterleri cetvellerle dayatılmaktadır. Dolayısıyla aileyi güçlendirmekle ilgili iyi dilekler, söz konusu kriterlerin önüne sürülmektedir, onların giyotinlerince infaza sevk edilmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Batı’da aileyi bitiren bu yaklaşım olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’de de söz konusu planlara uyuldukça ailenin tahribi kaçınılmaz olacaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Küçük Bir Değişim: 2024-2028 Stratejik Planı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2024-2028 Stratejik Planı, “toplumsal cinsiyet eşitliği” ifadesini kullanmamakta ve ruhunda aile konusunda nispeten ılımlı bir yaklaşım sergilemektedir. 2019-2023 Stratejik Planı’nda bir değişim işareti vardı, 2024-2028 Stratejik Planı ise nispeten bunu bir adım daha ileriye taşımaktadır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2013-2017 Stratejik Planı, ayrıntılı tablolarla Türkiye’de ailenin durumunu ortaya koymuş; sonraki tespitler de Türkiye’de kadın meselesinin artık bir eğitim ve istihdam sorunu olmaktan çıktığını göstermiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kadınların eğitimi ve istihdamı konusunda kadın-erkek farkı anlamlı olmaktan uzaklaşmıştır. Ama planların hazırlayıcılarının önlerindeki verilere rağmen bunu ifade etmekten çekinmeleri de hâlâ kompleksli yaklaşımın aşılamadığına yorumlanabilmektedir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2024-2028 Stratejik Planı’nda güçlü aile vurgusu, dikkate değerdir. Lâkin bu planın da modernist bakış açısını ve postmodern icracılığı/yaptırımcılığı aştığı söylenemez. Dolayısıyla plan, seküler/laik bir evren içinde sıkışıp kalmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>Sonuç ve Değerlendirme</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünyanın “doyamamış” bir Yahudi tahakkümü ve iktisat anlayışı ile postmodern bir küresel istila ile yüz yüze olduğu gerçekliği içinde aile, geçmişte kalmakta direnen ve hesapları bozan bir yapı olarak yıkılacak kurumlar arasında görülmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yahudi uygarlığı, zihniyeti eğitim ve medya ile bu yönde dönüştürmekte, hukuki tedbirleri dayatmakta ve iktisadi ortamı bu yönde ayarlamaktadır. Bugün tahakküm altındaki bütün dünyada aile; söz konusu zihniyet-hukuk ve iktisat içinde can çekişmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ulus devletlerin “dünya ile uyum” özrüyle küresel sisteme mutlak itaat hâli, o yönde hazırlanan cetveller ve performans karneleri, aileyi savunmasız bırakmakta ve tükenişe götürmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Umut edilen, Aile Bakanlığının bu yaklaşıma karşı stratejik planlar oluşturması iken Bakanlık, genel olarak bu yaklaşımı dayatan stratejik planlar yapmakta ve aileyi tüketmekte bizzat icra görevi görmektedir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Aile” adını taşıyan, ailenin korunması ve mutlu yuvaları inşa etme yolunda engelleri kaldırması gereken Aile Bakanlığının pozisyonu, hazırladığı planları ve uygulamaları referans alındığında ailenin; Aile Bakanlığı tarafından infazı gibi bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzun farkında olmaktan dahi uzağız. Pek çok örnekte aile doğrudan “evli kadın” ile özdeş görülmüşken planlar, kadını aileye karşı isyan ettiren bir anlayışı icra ile hazırlanmaktadır. Bu vaziyet karşısında, öncelikle, şu tespiti yapmak gerekir:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İslam’ın kadın için ortaya koyduğu hukukun zamanla yok sayıldığı, kadının anonim geleneksel uygulamalar karşısında ağır bir hukuksuzluğa maruz kaldığı kabul edilmelidir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kadının eğitimi tarihte kalmış, miras hakkı yok sayılmış, toplumsal düzendeki konumu tamamen İslam öncesinde olduğu gibi soyluluğuna, fiziğine ve kişisel maharetine kalmıştır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kadın buna razı olsa dahi bu durum kabul edilemez. Kaldı ki dünyadaki değişimle birlikte kadın uğradığı haksızlığın farkına varmış, bu vaziyet aile içi çatışmalara yol açmış ve bu çatışmalar, aileyi tehdit edecek bir noktaya ulaşmıştır. Evlenmekten duyulan memnuniyet azalmış, boşanmalar artmış, doğurganlık oranları korkutucu düzeylere düşmüştür. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bugün ailenin yüz yüze olduğu tehdit, sadece ulus devletlerin varlığı için değil toplumların bizzat kendisinin varlığı için tehdit gelmiştir.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Geleneksel dünyada sistem, kadını dezavantajlı konuma düşürmüş ve ailenin dengesi bozulmuş, modern tasarımcılar, toplum mühendisleri bundan istifade ile aile kabını devirmeye kalkışmışlardır. Bu vaziyet artık göz ardı edilemeyecek bir güvenlik sorunudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Buna karşı çözüm, evliliğini geciktiren gençleri kınamak ve boşanmalara ağıt yakmak değildir. Aileyi sürdürecek manevi arka planı güçlendirmek ve o manevi arka planın hukuki zeminini cesaretle oluşturmaktır. Evliliğin geciktirilmesi ve boşanmaların çoğalması, yeni bir sorun değildir, istisnasız bütün müreffeh toplumlarda görülen olgulardır. Sorun, evliliğin tamamen terki ya da içinin boşaltılması, boşananların da evlenmekte isteksiz davranmasıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kadını sistem dışında tutan bir anlayış, doğru ve hukuki olmadığı gibi bugünün dünyasında maslahat açısından da olumlu bir karşılığa sahip değildir. Sorun, kadının çalışması değildir. Geçmişin dünyasında da özellikle kırsal alanda kadının çalıştığı hatta kimi zaman erkekten daha çok çalıştığı malumdur. Sorun, çalışma hayatı ile aile hayatının çatışacağı şekilde düzenlenmesidir. Dolayısıyla,</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1. Aileyi sürdürecek ve güçlendirecek manevi arka plan oluşturulmalı, aileyi oluşturan değerlerin ihyası için kapsamlı bir strateji planı yapılmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2. Kadın unsurunun aileye karşı isyan için harekete geçilmesine karşı çıkılırken kadının geleneksel dünyada uğradığı haksızlığı giderecek hukuki tedbirlere samimiyetle sahip çıkılmalıdır. Kadının eğitimsiz bırakılmasını, kadının şiddete uğramasını, kadının çalışma ve ticaret hayatına katılmasını engelleyen örfi zihniyete sıfır tolerans gösterilmelidir. Bu konuda beyanlar, amasız, fakatsız olmalıdır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3. Ailenin varlığına yönelik tehditler titizlikle belirlenmeli, onlara karşı güçlü hukuki tedbirler getirilmelidir. Bu bağlamda, fuhuş ve fuhşun teşviki kesin olarak yasaklanmalıdır.<strong> (İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ</category>
      <guid>https://www.amedgundem.com.tr/sdamdan-aile-bakanligi-strateji-planlari-analizi</guid>
      <pubDate>Sat, 04 May 2024 03:30:03 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://amedgundemcomtr.teimg.com/crop/1280x720/amedgundem-com-tr/uploads/2024/05/sdamdan-aile-bakanligi-strateji-planlari-analizi.jpg" type="image/jpeg" length="31599"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
